ikizdere nin interneti >> Forums
HAPPYLAND

 

Hoşgeldiniz! Ana Sayfa  ·  Haberler  ·  Fikir Meydanı  ·  Foto-Galeri  ·  Yazarlar  ·  Haber Ekle  ·  Hesabınız  ·  İletişim  
ikizdere nin interneti: Forums

ikizdere.net/Fikir Meydanı :: Başlığı Görüntüle - Ergenekon Davası
Ana Sayfa
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   GirişGiriş 

Ergenekon Davası

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    ikizdere.net/Fikir Meydanı Forum Ana Sayfası -> Siyaset
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 24.Nis.2008,Prş 01:38    Mesaj konusu: Ergenekon Davası Alıntıyla Cevap Ver

'Veli Küçük Hizbullah'ın patronu!'

Ergenekon'un karakutusu Tuncay Güney, deşifreye devam ediyor: "Perinçek JİTEM'de yer aldı. Hizbullah'ın patronu olarak gösterdigi Veli Küçük'le beraber hareket ediyor. Hizbullah, Doğu Perinçek ve Veli Küçük, Ergenekon şemsiyesi altında!"

Kanada'da yaşayan Ergenekon soruşturmasının merkezindeki isim Tuncay Güney, Ümraniye'de ele geçirilen bombalarla, gerek Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların, gerekse değişik yerlerde bulunan bombaların benzer seriden çıkmasının "normal" olduğunu söyledi.

Tuncay Güney şöyle konuştu: "Bunların babası aynı, merkezi aynı olduğu için bu bombaların hepsi de aynı. Bunlar sadece bugün yeni çıkan bombalar değil. Geçmişte de böyle bombalar çıkmıştı. Ne yazık ki Türkiye'de sağcıların elinden 001 numaralı silahlar çıkardı. Solcuların elindense 002 numaralı silahlar çıkardı. Ne hikmetse seri numaraları hep aynıydı."

Hizbullah'ı kastederek, "Bazı terör örgütlerinin elinden de silahlar çıkıyor" diyen Güney şöyle devam etti: "Geçmişte Hizbullah ve JİTEM'i deşifre eden Doğu Perinçek'ti. Bugün kendisi maalesef JİTEM'de yer almış, Hizbullah'ın patronu olarak gösterdigi Veli Küçük'le beraber hareket ediyor. Hizbullah, Doğu Perinçek ve Veli Küçük, Ergenekon şemsiyesi altında. Domino taşlarını yerlerine oturtmak lazım. Domino taşlarını yerlerine oturtursanız resmin tamamını görebileceksiniz. Bombalar, eylemler yeni değil. Sadece senaryo yeni."

Tuncay Güney'in dün yayınlanan açıklamaları için tıklayınız!

ERGENEKON'DA DARBE
İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in Aydınlık Dergisi'nde kendisine saldırdığını belirten Güney "Saldırılarını durdurmazsa Ergenekon organizasyonunda, Veli Küçük'e nasıl darbe yaptığını anlatırım. Perinçek'in, Adnan Akfırat ve Serhan Bolluk ile Avrupa ve Fransa'da kimlerle ilişkide olduğunu anlatırım" dedi.

2 İP VAR, BİRİ LEGAL BİRİ DEĞİL

DOĞU Perinçek'e bağlı iki tane İşçi Partisi olduğunu öne süren Tuncay Güney şöyle konuştu: "Birincisi herkesin bildiği, legal İşçi Partisi. Bir de illegal olan gizli bir parti var. Endonezya Komünist Partisi Tüzüğü aslında gizli İşçi Partisi'nin tüzüğüdür. Sadece kapağı, Endonezya Komünist Partisi Tüzüğü görünümündeydi. Tüzüğü okuduğunuzda, yeraltındaki illegal İşçi Partisi'nin tüzüğünü okursunuz. Bu tüzük yeraltı örgütünün tüzüğü değil mi?"

" Sorgudan sonra Kücük'le buluştuk"

2001'de Organize Suçlar'da sorgulandıktan sonra Veli Küçük'ü evinde ziyaret ettiğini, ardından birlikte Balmumcu'da bulunan Jandarma Bölge Komutanlığı askeri tesisinin bahçesine gittiklerini anlatan Güney "Sana Doğu Perinçek komplo kurdu dedim, çok bozuldu" dedi.

Mumcu Suikasti Belgesi Veli Küçük'te!

Veli Küçük'ten çıkan şok belge: Eski MİT müsteşarı Sönmez Köksal imzalı belgede 6 kişilik İsrail timinin Mumcu'yu öldürdüğü yazıyor…

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli tuğgeneral Veli Küçük'ün evinde 2 Şubat 1993 tarihli MİT tarafından Başbakanlık'a hitaben yazılmış MİT müsteşarı Sönmez Köksal imzalı 'çok gizli ibareli' Uğur Mumcu konulu belge ele geçirildi.

Resmi belgenin içeriği şöyle: "Türkiye'nin dine dayalı bir yönetim altına girmesini önlemek amacıyla ABD haber alma servisi CIA denetiminde, İsrail kabine görevlisi Haim Bar-lev kontrolünde, İsrail 'OADNA' birliklerinde eğitim gören 6 kişilik özel timin 'HAYRE' deniz üstünden botla Türkiye'ye giriş yaptıkları, bahse konu olan timin hedefinin Mumcu ve Birand'ı öldürtmek olduğu, Mumcu'yu öldüren tim elemanlarının ikinci görevleri Birand'ı öldürmek için ülkemizden çıkış yapmadıkları tim elemanlarının İsrail temsilciliğinde kaldıklarının tespit edildiğine dair istihbarat raporu elde edilmiştir." Küçük'ün bu belgeyi önemli olduğu için sakladığını söylediği belirtildi.
--
Türk Milletinin üzerine çökmüş karabasan giderek çözülmekte ve zayıflamaktadır. Hainlerin planları bozulmakta, figüranları sürekli açığa düşmektedir. Milletin rağmına sürdürülen derin yolculuk sona yaklaşmıştır. Millet artık egemenliğine, iradesine sahip çıkmaktadır
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
KARAGÖZ İLETİŞİM


ARAYIN
BİLETİNİZ 5 DAKKADA HAZIR







Tarih: KARAGÖZ İLETİŞİM    Mesaj konusu: Uçak Biletinizi Bizden Ucuza Alın! !


Başa dön
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 24.Nis.2008,Prş 01:42    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ŞALOM: Ergenekon'un sırrı bu adreste?


Ergenekon'un 'başlangıç' ismi Tuncay Güney iki gün konuştu. Az ama 'büyük' konuştu. Son cümlesinde bir adres verdi. Bu 'açık' bir adres değil. Kapalı. Sadece kapalı olsa neyse! Sembolik de olabilir. Ya 'gizli silahların' yerini gösteriyor ya da Ergenekon'un sırrını. iyibilgi Ankara





Sabah Gazetesi'nden Abdurrahman Şimşek'in iki gün süreyle Ergenekon'un başlangıç ismi Tuncay Güney'le yaptığı röportaj başarılı sayılabilir. Sorulması gereken bazı sorular yok ya da yanıt alınamadığı için yansıtılmamış gibi ama yine de Güney'in açıklamaları dikkatle okunmalı.

Bu söyleşinin bazı boyutları tek tek irdelenmeyi hak ediyor. Ancak bugün tek bir cümle üzerinde duracağız. Çünkü bu cümle somut veya soyut bir "adres" veriyor. O adresin bulunması ya da anlaşılması Ergenekon'un kimliğini de-şifre etmede anahtar olabilir.

O cümle şu; "Ama aranılan silahlar belki de, üzerine Türk bayrağı dikili bir elektrik binasının altında olabilir. Kimbilir?"

"Kimbilir" ifadesi aslında "ben bilir"i ima ediyor. Fakat aslında bu çok önemli değil. Mühim olan şu. Bu adres neresi? Ve neden orası seçilmiş?

Basit okuma böyle bir binada silahların olabileceği haberini veriyor ama yeterli olmasa gerek. Çünkü söyleşinin genel insacamı buna müsait değil. Güney, "daha yukarıdan bir bakışla meseleyi okumaktan, domino taşlarının yerlerine doğru konulmasından, bu yapılırsa sırrın kolayca çözüleceğinden", yani soyut nasihatlerden bahsediyor.

Ergenekon'un sırrının bunlarla çözüleceğini işaret ediyor. Fakat öncelikle bir gazetecilik görevi olarak şu noktanın altı çizilmeli. Tuncay Güney kim? Nereye aittir? Bu konu hakkında da yürütülecek çok fikir var.

Biz yine de asıl konu üzerinde durup, Güney'in gerçek kimliğinin kilit önemde olduğunu belirtelim.

Bu adres neresi? "Elektrik binası" bileşiği günlük konuşmalarda dile tam oturmayan bir kavram. Bir adres tarif edecek olsak bu kavram aklımıza gelmez ya da kullanmayız.

Biraz şuna benziyor, "PTT'nin oradan sağa dön" demek yerine "mektup binasından sağa dön" demek gibi. Kaldı elektrik işlerinin büyük kısmı devlete ait ola geldiğinden, "özelleştirme"ye maruz kalmış binalarda dahi bayrak bulunuyor.

Yani bayrak bir adres belirleyici değil. Kaldı ki elektrik işleri ile ilgili binalardan başka, büyük elektrik tesislerinde de Türk bayrakları mevcut. Zorlanırsa elektrik üreten barajlara kadar da gönderme yapılabilir.

O halde "Türk bayrağı" betimlemesinin farklı bir anlamı olmalı. Örneğin "Türk bayrağı" var ama kurum artık Türk değil" gibi. Bu elbette sadece bir mantık yürütme.

Tersine bir durum da söz konusu olabilir. Özelliştirilmiş ama Türk firmalarının elinde bulunan bir kurumun binası olabilir. Burada Türk bayrağı bulunması elbette doğal. "Elektrik binası"na dönersek, tahsilat büroları da bu tanımlamaya girebilir.

Ancak adres bu kadar basit olmamalı. Daha büyük bir bina olmalı. "Elektrik binası" tanımlamasında "müstakil" anlamı hissediliyor. Peki hangi şehirde. Bu sorunun yanıtı daha kolay gibi.

Çok muhtemelen İstanbul'da. Zira Güney'in faaliyetlerinin neredeyse tamamı bu şehirde gerçekleşmiş bulunuyor. Adres çok belirginleşmiyor ama liste kısalıyor gibi.

Tek ve büyük bir binadan, belki bir genel müdürlükten bahsediliyor. Üzerinde dikkat çeken bir Türk bayrağı olmalı. Daha küçük ebatta bir bayrak da olamaz. Öyle çok bayrak var. Alamet-i farika gibi olmalı ve kurumun durumu ile tezat teşkil etmeli.

Öte yandan bu adresin "soyut" olması ihtimali de mevcut. Güney, Ergenekon sürecinde yaşananların eskiden de yaşandığını "sağcı-solcular daki silahlar aynı seriden numaralar taşıyordu, el bombalarının babası aynı" diyerek "dış" etkilere gönderme yapıyor aynı paragraflar içinde.

Bu halde dış destekli bir silah saklama akla gelebilir. Zaten küçük ve belki de uzak bir elektrik binasına silah saklamak varken, genel müdürlük veya bir idare binasına saklamak ancak "destek"le olabilir.

Akıl yürütmenin bu türleri hep zorlayıcı. Konu daha basit olabilir. Bayraklı elektrik binası gözümüzün önünde duruyor olabilir. Belki bir çok insanın her gün önünden geçtiği veya uzaktan baktığı ama "görmediği" bir yapı da olabilir. Ve tabi neden "saklamak" için bir elektrik binasının seçildiği de sorgulanmalı.

Tuncay Güney'in bu açıklamaları ve kimliği üzerinde durmak önemli. Güney "üzerime gelmesinler daha çok konuşurum" mesajı hissettiriyor. Daha çok biliyor anlamına gelir. Ama kısa söyleşiler de yetebilir. Yeterince irdelenir, incelenirse. Diğer satırlara da bakılacak demek ki
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 26.Nis.2008,Cmt 15:34    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ergenekon'un arkasında Rusya mı var?






Bugün neredeyse gizlenerek verilen bir haber, Türkiye ile Rusya arasında örtülü bir savaşın, gizli operasyonların ipuçlarını fısıldıyor. "Türklerle Çeçenler Elmas kaçakçılığı yapıyordu" başlığı ile duyurulan bu haberin sabırlı okurlar için ilerleyen satırları bir tür "Oliver North vakası"nın işaretlerini taşıyor. Ve günümüze garip göndermeler yapıyor. Tabi görenler için!





Ama parçalar iyi birleştirilirse bu geçmişteki olayların, günümüz Türkiye'sinde popüler olaylarda önemli iz düşümleri hissediliyor.

Rusya'da bir TV kanalının "Kafkas Planı" konulu özel programında dile getirilen iddialar şöyle; 1990'lı yılların başında Rusya'da büyük inşaat projelerine imza atan ALARKO'nun, 2001 yılında cinayete kurban giden Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih, Çeçen lider Cuhar Dudayev ile gizlice anlaşarak elmas kaçakçılığına başladı."

"Moskova'nın kontrolünden çıkan Grozni havaalanından Türkiye'ye kalkan uçaklar kaçak elmas götürüyordu. Kaçak elmaslar Garih tarafından dünya piyasasına sürülerken, Dudayev kaçak elmas ticaretinden yükze 25 pay alıyordu."

" İddiaya göre elma satışından elde edilen 20 milyon dolar ile Çeçenlere nasıl silah temin edileceği konusundaki çalışmalara dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'te dahildi."

Bu haberin başlığı, sunumu, yerleşimi, yukarıdaki satırların ancak ilerleyen bölümlerde yer alması konunun öneminin fark edilmesini zorlaştırıyor. Zaten bu haberi alan sitelerin tamamı da şu ana kadar orijinal başlığıyla alıntı yapmış durumdalar.

Garih cinayetinde yeni şüpheli?

Fakat bu kadarlık haber bile Üzeyir Garih cinayetinde tetiği (bıçağı) çekenlerin arkasında bulunan gücün kimliği hakkında şüphelere bir yenisini eklemeye yeterli. Bu şüpheli açık biçimde Rusya'dır.

Cinayet tarihinden (25 Ağustos 2001) bu yana Çeçen-Garip-Elmas bağlantısı üzerinden bir haber ya da istihbarat bilgisi pek anımsanmıyor. Fakat iddialar doğru ise-ki iddia sahipleri içinde zaman dilimi içinde iktidarda da bulunan DYP'nin bir danışmanı da bulunuyor-Rusya için Garih önemli bir tehtid anlamına geliyor.

Öte yandan Çeçenlerin desteklenmesi meselesini salt Türkiye üzerinden okumak da zorlaşıyor. Bu kadar kapsamlı bir operasyonun-tekrarlayalım eğer doğruysa-daha fazla ülke tarafından gerçekleştirilmiş olması ihtimali bulunuyor.

Elmaslar ve Yahudiler

Mantık zincirinin akla getirdiği bağlantılardan biri, dünya kıymetli taş piyasasının büyük akterlerinin önemli bir kısmının Yahudi olması. Sadece İsrail de değil, hatta daha çok ABD'de (New York'ta sadece Yahudilerin sahibi olduğu firmaların bulunduğu bir kıymetli taşlar caddesi bile mevcut) büyük taş şirketlerinin sahipleri ve yöneticileri Yahudi.

Bu önerme (yine doğruysa) Üzeyir Garih'in seçilme nedenini de açıklıyor. Yani sanki, Latin ülkelerine satılan uyuşturucu parasının İran-Irak savaşına silah olarak aktarılması gibi bir Oliver North vakası" söz konusu.

Moskova, Çeçenlere verilen destek nedeniyle sık sık rahatsızlığını ciddi biçimde ifade etmiş bir ülke. Öyle ki, zaman zaman Çeçen kartına karşı PKK kozunu oynadığı desteklediği yönündeki haberler anımsanmalı.

Keza terörist başı Öcalan'ın Suriye'den kaçtıktan sonra bir süre Rusya sınırları dahilinde bulunduğu da not edilmeli. Doğal sonuç olarak Ruslar'ın Üzeyir Garih'e sempati beslemedikleri çok aşikar. Bu şüphe-en azından-araştırılmaya değer görünüyor.

Ergenekon ilişkisi ne?

Ergenekon operosyunu başladığından bu yana ortaya atılan iddialardan biri de-pek bir ayrıntı göze çarpmasa da-Garih cinayeti ile Ergenekon arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığı sorusu.

Daha doğrusu ortada böyle bir soru var mı tartışılır ama operasyon süreci boyunca bu konuda bazı haberlerin genişce basında yer bulduğu gerçeği.

Örneğin 27 Şubat 2008 tarihli Hürriyet gazetesi, "Ergenekon'da Üzeyir Garih sorgusu" başlıklı bir haber yayınlamış.

Bu haberde gözaltına alınanlardan bir kişiye sorgu sırasında evinde bulunan işadamı Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili haber ve evraklarla ilgili sorular soruldu. Bunların ismini hatırlayamadığı bir gazeteci tarafından kendisine verildiğini anlatan kişi, evraklara bu güne kadar bakmadığını söyledi."

Bu pek önemli bir not olarak görülmeyebilir ve öyle de ama devamı geldi. "Üzeyir Garih cinayetinde şok gelişme" başlıklı 4 Mart 2008 tarihli bir başka haber, "Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılara ilgili soruşturma kapsamında, Üzeyir Garih cinayetine ilişkin de inceleme yapıldığı öğrenildi" şeklindeydi.

"Soruşturma kapsamında, bir süre önce tutuklanan bir sanığın, kendisine ait bazı adreslerde yapılan aramada iş adamı Üzeyir Garih cinayetine ilişkin belgelerin yanı sıra kan örnekleri, DNA testleri ve otopsi raporu gibi dokümanların ele geçirildiği ortaya çıktı."

Bunun üzerine, Garih cinayeti konusunda inceleme başlatan savcılığın, bu cinayeti işlediği gerekçesiyle müebbet ağır hapis cezasına çarptırılan Yener Yermez'in de ifadesine başvurabileceği de belirtiliyor haberde.

Aynı minvaldeki haberlere aynı tarihlerde tüm gazetelerde rastlamak mümkün.

Garih cinayeti sanığı Yener Yermez, Garih davasında suçlamaları kabul etmeyerek "Bu cinayet böyle muamma olarak gidecek" demişti. Cinayetinin tek görgü tanığı, otoparkçı Ayhan Yıldız ise, 2004'te bir arkadaşının otomobilinde öldürülmüştü.

Bağ!..

Ergenekon ile Garih cinayeti arasında Rusya üzerinden bir bağlantı kurmak, bu kadar bilgi ile ve küçük ölçekli bir haritadan iz sürerek mümkün değil. Daha yüksek çözünürlüklü bir bakış gerektiyor ve bunun için kimse yeterli bilgiye sahip değil.

Kuşbakışı yorumlar ise ipucu vermek kabiliyetinden yoksun. Rusya'nın Türkiye'nin Batı bağlantılı enerji politikalarından memnun olmadığı, yeni gelişen bölge konjonktürü nedeniyle Ankara'nın ABD, AB ve İsrail düşüncelerinden haz etmediği, özellikle Orta Asya ülkeleri üzerinde Türkiye üzerinden Batı girişimleri algıladığı, bunun sorumlusu olarak da işin pratiği gereği AKP'yi istemediği düşünülebilir.

Ama bunların hepsi sadece düşünce notları ve konu üzerinde çalışmalar yapanlara ve meraklılara değişik bakış açıları sunmaktan öteye gitmiyor.



--
Söz bitmedi, Umut Yaşıyor!

Türkiye 12 Eylül Askeri Darbesiyle beraber farklı bir değişim süreci içine girdi. 1980 yılından itibaren 12 Eylül Askeri yönetiminin İslami bir değişimi benimsediği ve bu doğrultuda Türkiyede ki bazı kesimleri kolladığı ileri sürüldü..Oysaki yaşanan değişim bunun aksini ispatladı..Tüketim kültürünün hakim belirleyen olduğu bir değişim dayatılmaya çalışıldı..Bugün yaşanan budur….Toplumsal doku bugün artık paramparça olmuştur..Türk halkına belli yaşam formları ideal olarak dayatılmaktadır.Belli formların tercih edilmesi halinde ideal bir toplum seviyesine varacağımız hergün medyatik bombardıman altında bize sunulmaya devam ediyor…
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 30.Nis.2008,Çrş 02:57    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

PKK ve Ergenekon işbirliği



Devleti her yıl milyarlarca dolar zarara uğratan kaçak akaryakıt satışında, PKK terör örgütü ile Ergenekon Çetesi'nin işbirliği çıktı.

--------------------------------------------------------------------------------


Türkiye'nin en önde gelen firmasının işletme müdürü geçen yıl öldürüldü. 'Çalışanları öldürdü' dendi. Ancak bilgisayarı çözülünce rüşvet çarkı belgelendi ve kaçakçılık-PKK-Ergenekon bağı ortaya çıktı

Devleti her yıl milyarlarca dolar zarara uğratan kaçak akaryakıt satışında, PKK terör örgütü ile Ergenekon Çetesi'nin işbirliği çıktı.

Yaklaşık bir yıl önce silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Türkiye'nin önde gelen akaryakıt şirketlerinden birinin işletme müdürlüğünü yapan Ömer Cemil Sanal'ın, bir yıl sonra ortaya çıkan e-posta yazışmaları, kaçak akaryakıt satışındaki karanlık ilişkileri gün yüzüne çıkardı.

ÖNCE ADİ CİNAYET DENİLDİ

MERSİN bölgesinin en büyük akaryakıt depolarını bünyesinde barındıran büyük bir firmanın işletme müdürlüğünü yapan Ömer Cemil Sanal, görev yaptığı Hatay Dörtyol'da 6 Mart 2007 tarihinde iş çıkışı silahlı saldırı sonucunu öldürüldü. Cinayetin ardından Sanal'a bağlı işletmelerde çalışan iki kişi cinayet zanlısı olarak tutuklandı ve olay 'adi olay' olarak kayda geçti. Ancak, Sanal'ın öldürülmesini şüpheli bulan kardeşleri, cinayetin peşine düştü. Bir yıldır dedektif gibi çalışan Ömer Sanal'ın, Sema ve Deniz adlı iki kardeşi, Sanal'ın bilgisayarındaki kayıtların silindiğini tespit etti.

SORUŞTURMA DERİNLEŞTİRİLDİ

BİLGİSAYAR'IN silinen kayıtları özel bir sistemle çözüldü. Sanal'ın bilgisayarındaki yazışmalar cinayet davasının görüldüğü İskenderun Ağır Ceza Mahkemesi'ne teslim edildi. Her iki kardeş de, olayın akaryakıt kaçakçılığından kaynaklandığını iddia ederek, davanın akaryakıt kaçakçılığı yönünde de araştırılmasını istedi. Hatay Dörtyol Cumhuriyet Savcılığı'nın da, yeni bilgi ve belgeler ışığında, iddialarla ilgili olarak soruşturmayı derinleştirdiği bildirildi.

KONTROL MEMURUNA 300 YTL

Ömer Cemil Sanal'ın kardeşleri tarafından mahkemeye sunulan yazışmalar, kaçak akaryakıt satışında kamu görevlilerine rüşvet verildiğine ilişkin bilgiler de yer alıyor. Örneğin, bir kontrol memuruna verilecek rüşvet için, 'Gümrük memuruna elden 300 YTL verildi' şeklinde açıklamalar bulunuyor.

Yine mahkemeye sunulan bilgi ve belgelerde, akaryakıt taşınmasında Kuzey Irak'ta PKK'ya yakın kişilere verilen rüşvetler isim isim yer alıyor. Yine aynı belgelerde, Türkiye'deki akaryakıt şirketlerinin, kaçak akaryakıt için gizli akaryakıt hatları yaptıkları da öne sürülüyor.

Ergenekon bağlantısı
Sanal'ın yakınları tarafından mahkemeye ve cumhuriyet savcılığına sunulan bilgi ve belgelerde, emekli bazı askerlerin de isimleri verilerek, bu kişilerin de akaryakıt kaçakçılığına karıştığı öne sürülüyor. Bölgede görev yapan ancak Sanal cinayetinin ardından emekli edilen üst düzey komutanın ismine Engenokon terör örgütü operasyonu kapsamında gözaltına alınan emekli Tuğgenaral Veli Küçük'ün arşivinde çıkan dosyalarda da rastlanmıştı.

Aktif haber



--
Söz bitmedi, Umut Yaşıyor!

Türkiye 12 Eylül Askeri Darbesiyle beraber farklı bir değişim süreci içine girdi. 1980 yılından itibaren 12 Eylül Askeri yönetiminin İslami bir değişimi benimsediği ve bu doğrultuda Türkiyede ki bazı kesimleri kolladığı ileri sürüldü..Oysaki yaşanan değişim bunun aksini ispatladı..Tüketim kültürünün hakim belirleyen olduğu bir değişim dayatılmaya çalışıldı..Bugün yaşanan budur….Toplumsal doku bugün artık paramparça olmuştur..Türk halkına belli yaşam formları ideal olarak dayatılmaktadır.Belli formların tercih edilmesi halinde ideal bir toplum seviyesine varacağımız hergün medyatik bombardıman altında bize sunulmaya devam ediyor…
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 16.May.2008,Cum 01:35    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yargıtay'dan CHP'ye şok inceleme!


Geçtiğimiz günlerde 32. Kurultayını yapan CHP'ye, kurultayda kullandığı afişlerdeki söylemlerle laiklik ilkesini ihlal ettiği gerekçesi ile Yargıtay tarafından inceleme başlatıldı.




Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi'nin, "CHP'nin 32. kurultayı için hazırlattığı afişlerle laiklik ilkesinin ihlal edildiği" gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru kabul edildi.
Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi'nin yaptığı açıklamaya göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı CHP hakkında inceleme başlattı.
Tanrıverdi, demokrasilerde partilerin kapatılmasına karşı olduklarını ancak, "Biz her türlü partinin kapatılmasına karşıyız. İllaki bir parti kapatılacaksa o da CHP olmalıdır. Din istismarlığı yapan, Anayasa Mahkemesini tehdit eden, demokrasiyi işlemez hale sokan, millet iradesine ipotek koyan, totaliter bir rejim isteyen, darbelere zemin hazırlayan ve insan haklarını hiçe sayan partinin varlığı kimin yararına? " dedi. Tanrıverdi, başvuru gerekçesini ise "Bizim bu girişimimiz CHP'ye hukuku zorlamadan, zinde güçlere dayanmadan demokrasi çerçevesinde siyaset yapmaya bir çağrıdır"şeklinde açıkladı.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 16.May.2008,Cum 01:36    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ergenekon'un kökeni İttihatçılar


TEKDER'de konuşan Hasan Celal Güzel siyasi iktidarlara yönelik dayatmaların İttihatçılar döneminde başladığını söyledi. Enver Paşa'nın da vatansever olduğunu hatırlatan Güzel, "Ama vatanseverliği vatanı batırdı. Şimdikiler de vatansever (!) ulusalcı ama ittihatçılar gibi davranıyorlar." dedi.




Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER)'nin toplantısına katılan Hasan Celal Güzel çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin zor bir dönemden geçtiğine dikkat çeken Güzel, AK Parti kapatma davasına da değindi. Davanın adının 'kapatılma davası' olduğunu ancak hukukla ilgisinin olmadığını söyleyen Güzel, özellikle son 100 yıl içerisinde meşru iktidarlara karşı hep dayatmaların yaşandığını hatırlattı.
"İTTİHATÇILARLA BAŞLADI"
Bugün yaşananların köklerinin İttihat ve Terakki'ye dayandığına dikkat çeken Güzel, "1897'de bir mason cemiyeti, Tıbbiye Cemiyeti ve Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulmuştur. Bunlar 1907'de bir araya gelerek İttihat ve Terakki'yi kurdu." diye konuştu.
"MİLİTARİST DESTEKLE İKTİDAR OLDULAR"
İttihatçıların militarist destekle iktidarı ele geçirdiklerini söyleyen Hasan Celal Güzel, iktidarları döneminde ittihatçı bir yüzbaşının ittihatçı olmayan bir binbaşıdan daha üstün kabul edildiğini ve Balkan Savaşları'nda bunun büyük acılarının yaşandığını hatırlattı. İttihatçı subaylarla ittihatçı olmayan subayların Balkan Savaşları sırasında bir birlerini desteklemediklerinin altını çizen Güzel, "Balkan Harpleri başlamadan önce Türkiye'nin yüzölçümü 6 milyon metrekare idi. Enver Paşa da vatansever idi. Ama vatanseverliği vatanı batırdı. Şimdikiler de vatansever (!) ulusalcı ama ittihatçılar gibi davranıyorlar." dedi.
"ADINA 'MUTABAKAT' DENİLEN TEK TARAFLI MAHKUMİYET BİTMELİ"
'İrticai kalkışma' olarak lanse edilen Asteğmen Kubilay'ın şehit edildiği olaya da değinen Hasan Celal Güzel, Kubilay'ın kafayı çeken kişiler tarafından öldürüldüğünü söyledi. Yaşanan bu olayın ardından Cumhuriyetçi Fırka'nın sorumlu tutulduğunu ve partinin kapatıldığını belirten Güzel, 1960-1070'li yıllarda nispeten olumlu gelişmelerin yaşandığını vurguladı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin halka hep tepeden baktığını kaydeden Güzel, AK Parti'ye açılan kapatma davasını kastederek şunları söyledi: "Bu işten sıyrılabilmek için ya taviz verilecektir yahut da bu çerçeve değiştirilecek ve tahakküm yıkılacaktır. Adına mutabakat denen bu tek taraflı mahkûmiyet bitmelidir. Anayasa değişikliği gecikmiştir. Anayasa muhakkak değişmelidir. Anayasa mahkemesi üyeleri meclis tarafından atanmalıdır. Anayasa mahkemesi çıkarılan kanunları insan hak ve hürriyetlerine göre değerlendirmeli diğer yetkileri alınmalıdır. Bu durumlara millet olarak tepki göstermeliyiz. Mektup yazmalı email göndermeli
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 29.May.2008,Prş 01:29    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ergenekon 'üniformalı çete'ye uzandı


'Ergenekon terör örgütü'yle ilgili soruşturma, kamuoyunda 'üniformalı çete' olarak bilinen Yüksekova'ya da uzandı. Çeteyi deşifre eden astsubay konuştu.



Çeteyi deşifre eden emekli jandarma istihbarat astsubayı Hüseyin Oğuz'un Ergenekon soruşturması kapsamında bilgisine başvuruldu. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatıyla, Oğuz'un emekli olduktan sonra yerleştiği İzmir'e giden polisler kendisini dinledi.
Alınan bilgilere göre, Hüseyin Oğuz'a daha önce Susurluk raporuna giren açıklamaları çerçevesinde emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve JİTEM'in faaliyetleri hakkında sorular soruldu. Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Veli Küçük'ün, ifadesinde JİTEM'in kurucusu olduğunu itiraf ettiği ileri sürülmüştü. 1996'da ortaya çıkarılan Yüksekova Çetesi davası, itirafçı Kahraman Bilgiç'in Hüseyin Oğuz'a verdiği ve Susurluk Komisyonu tutanaklarına da geçen ifadeleri üzerine açılmıştı. Davada Albay Hamdi Poyraz, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Üsteğmen Bülent Yetüt, korucubaşı Kemal Ölmez, PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç ile Özel Harekât polisi Enver Çırak çete kurmak, gasp ve bombalama ile suçlanmışlardı.
Çeteye atfedilen suçlar arasında CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın yeğeni Abdullah Canan'ın öldürülmesi dahil, dokuz faili meçhul cinayet ve haraç toplanması da yer alıyor. Geçen süre içerisinde çetenin yargılama süreci de ilginç gelişmelere sahne oldu. Çeteye yönelik yargılamada yerel mahkemenin 13 çete üyesi hakkında verdiği 7 ile 30 yıl arasında değişen hapis kararları 4 kez Yargıtay tarafından bozuldu. Dava dosyası Yargıtay 6. Dairesi'nin verdiği son bozma kararından sonra Ceza Genel Kurulu'na gönderildi, hâlâ orada bekliyor.
Ergenekon soruşturması çerçevesinde ifadesine başvurulan Hüseyin Oğuz'a, daha önce yaptığı ve Susurluk raporuna da giren açıklamaları çerçevesinde sorular yöneltildiği belirtildi. Oğuz, Susurluk Komisyonu'na, Veli Küçük ve JİTEM'in faaliyetleri hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu.
Emekli Astsubay Oğuz, ifadesinde 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ı ve onun Veli Küçük'le olan ilişkisini detaylı bir şekilde deşifre etmişti. Oğuz, ifadesinde, "Veli Küçük'ün Yeşil'i çok iyi tanıdığını, beraber çalıştıklarını, Yeşil'in Veli Küçük'ün sözünden çıkmadığını, Küçük'ün JİTEM'in en kıdemli, en sözü geçen kişisi olduğunu, Küçük'ün Doğu'dan ayrıldıktan sonra da telefonla Doğu'daki bazı şeyleri yaptığını, Kocaeli Jandarma komutanı olduktan sonra Yeşil'in de İstanbul tarafına kaydığını, bu tarafta da infazların başladığını, faili meçhullerin arttığını" açıklamıştı. Oğuz 'Yeşil'in sınırdaki uyuşturucu sevkıyatını da yönlendirdiğini açıklamıştı.
'Mafya üyesi Erşahin, Küçük'ün korumasında kaçtı'
İstihbarat astsubayı Hüseyin Oğuz, mafya üyesi Doğan Erşahin hakkında da ilginç bilgiler vermişti. Erşahin, Veli Küçük'ün jandarma komutanı olduğu sırada Kocaeli Jandarması'nın elinden firar etmişti. Oğuz'a göre Erşahin, Pötürgeli olan MOSSAD ajanı Gülbahar Ateş'in kocası Celal Ateş'le yakın arkadaştı. Veli Küçük'ün korumasında olan Doğan Erşahin'in Kocaeli Jandarması'ndan firar ettikten sonra 'yüzbaşı' elbisesi ile Malatya'ya gelerek Battalgazi ilçesinde evi olan Tekin Coşkun ile görüştüğünü belirtmişti. Alaattin Çakıcı ile de yakın arkadaş olan Tekin Coşkun'un adı Uğur Mumcu cinayetinde geçiyor. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in suikasta kurban gittiğini iddia eden Hüseyin Oğuz, 1996'da askerî birlikte şehit edilen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da JİTEM elemanı bir PKK itirafçısı tarafından öldürüldüğünü açıklamıştı.

--
Söz bitmedi, Umut Yaşıyor!

Türkiye 12 Eylül Askeri Darbesiyle beraber farklı bir değişim süreci içine girdi. 1980 yılından itibaren 12 Eylül Askeri yönetiminin İslami bir değişimi benimsediği ve bu doğrultuda Türkiyede ki bazı kesimleri kolladığı ileri sürüldü..Oysaki yaşanan değişim bunun aksini ispatladı..Tüketim kültürünün hakim belirleyen olduğu bir değişim dayatılmaya çalışıldı..Bugün yaşanan budur….Toplumsal doku bugün artık paramparça olmuştur..Türk halkına belli yaşam formları ideal olarak dayatılmaktadır.Belli formların tercih edilmesi halinde ideal bir toplum seviyesine varacağımız hergün medyatik bombardıman altında bize sunulmaya devam ediyor
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 17.Hzr.2008,Sal 02:03    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Eski APO' cu Perincek' ten Ergenekon incileri
AKP'yi kapatmak vatan savunması imiş
Terör Örgütü yöneticisi olmak suçundan tutuklu Perinçek, dergisine yazdığı yazıda kendileri ile Ordu'yu eşleştirdiği gibi AKP'nin kapatılmasını vatan savunması olarak nitelendirmiş. İşte, " Ergenekon'u asıl şimdi göreceksiniz" başlıklı o tehdit yazısı ve incileri
Göktürk Tunçtürk
Eski Maocu, sonraların Apo' cusu ve yine bir zamanlar Türk Ordusuna ' Faşist Cunta' diyen şimdinin sahte Ergenekoncusu Doğu Perinçek, cezaevinden dergisi Aydınlık'a yazdığı " Ergenekon'u asıl şimdi göreceksiniz" başlıklı başyazıda; 'AKP'yi kapatma davasını vatan savunması davası' olarak nitelendirdiği gibi AKP'nin kapatılacağını ve yeni bir milli hükümet kurulacağını ileri sürüyor.
Perinçek yine yazısında; Ordu ile İşçi Partisini vatanseverlik mücadelesi ile eşleştirerek, iktidarın; ordu ile kendilerini suçlu ilan ettiğini, AKP'ye oy verenlerin de vatan savunması için kendi saflarında olacağı kehanetinde bulunuyor.
İşte Doğu Perinçek'in tehdit içerikli ve inciler dolu yazısının bir bölümü
" AKP'ki kapatma davası, Vatan savunması davasıdır.
VATAN SAVUNMASI İÇİN HALKA DAYANAN ÖZEL SAVAŞ


Cepheler kurulmuştur. AKP ve aletleri, vatan savunmasını suç olarak görüyorlar; Türk Ordusu'nun işgal tehdidine karşı bütün milleti seferber eden, halka dayanan özel savaş hazırlığına cepheden saldırıya geçtiler.
Görevdir, yaparlar!
Türk Ordusu da görevini yapıyor.
Genelkurmay Başkanı'nın özel savaşta görev alacak halk önderlerine, "sivil personele" yazdığı metin, her yurttaşın gönlüne akan, ciğerlerini dolduran, göğsünü kabartan bir görev belgesidir. Bu metin belgenin aslı mıdır, değil midir, hiç önemi yok. Yeni Özel Savaş anlayışının ruhunu veriyor.


TÜRK ORDUSUNA "TERÖR ÖRGÜTÜ" SUÇLAMASI
AKP'nin güdümündeki organların Türk Ordusu'nun işgale karşı özel savaş hazırlığına savaş ilan etmeleri, her vatan savunmasının aynı zamanda bir "iç savaş" olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
İşgalcinin tarafında olanlar, vatan savunmasını suç olarak görmektedirler. Bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü raporunda görüldüğü gibi milliciliği "terör" kapsamı içine almışlardır. Sönmez Köksal ve Cevat Öneş gibi eski Süper NATO yetiştirmesi MİT yöneticileri de, PKK'yı "terör" kapsamından çıkartan ve yurtseverliği terörizm olarak gören anlayışın reklâmında görev yürütüyorlar.
Öyle bir hava yaratmışlardır ki Genelkurmay Başkanı savunmaya geçerek "Türk Ordusu suç örgütü değildir" açıklamasında bulunmuştur.


BÖYLE GİTMEZ
Bu böyle gitmez.
Bu süreçte ya AKP, Türk Ordusu'nun vatan savunması hazırlığını resmen "terörizm" olarak ilan edecektir; ya da AKP kapatılacak ve Türkiye dış tehdide karşı milletin bütün olanak ve yeteneğini planlayan, örgütleyen harekete geçiren ve bir milli hükümete kavuşacaktır.
İyi niyetli, temiz yürekli yurttaşlarımız olanlara inanmak istemiyor, isyan ediyor. "Türk Ordusu nasıl 'terör örgütü' ilan edilebilir" diye düşünüyor.


ERGENEKON OPERASYONUNUN FOYASI ÇIKTI
Ocak ayından beri yürütülen Ergenekon Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve İşçi Partisi'ni, devlet içindeki bütün yurtsever kuvvetleri açıkça "suçlu" ve "terörist" olarak göstermiyor mu?
ABD ve AB'nin taktığı ad, "Ergenekon terör örgütü" değil mi?
Neoliberal-Fethullahçı medyada, aylardır isimleri verilerek darbecilikle, suç örgütü kurmakla, terör faaliyetinde bulunmakla suçlanan komutanlar, dünkü ve bugünkü Genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, ordu komutanları, siyasal parti başkanları ve yöneticileri, vatansever aydınlar değil mi?
"Ergenekon terör örgütü" operasyonunun foyası meydana çıkmıştır. ABD'nin "uluslararası terör" diye suçladığı faaliyet Türkiye'de, Irak'ta, Afganistan'da, Orta Asya'da, dünyanın her yerinde vatan savunmasıdır; milli devletlerin haklı direnmesidir.


ANCAK SİLAHLA ÇÖZÜLEBİLECEK SORUNLAR
ABD'nin silah kullanarak gelip Irak'ın kuzeyini işgal ettiği 1990'lı yıllardan beri, Nazım Hikmet'in deyişiyle "Bağır bağır bağırıyoruz", Türkiye ancak silahla çözebileceği sorunlarla yüz yüze gelmiştir.
Türkiye ancak güçlü devletle, güçlü orduyla barışı koruyabilir. Geçen hafta Kadıköy'de Türk Bayrağı yakanlar ve onları utanmadan destekleyenler, Türkiye'nin direncini tahrip ederek, barışa değil savaşa hizmet ediyorlar. Bunlar düşmanın iç cephedeki kuvvetleridir. Arkalarında AKP iktidarı olduğu için bugün küstah ve şımarıktırlar. Ancak işte o iktidarları yıkılıyor ve dağılıyor.
Türkiye, milli hükümetini kuracak ve emperyalist düşmanın içerdeki yıkıcı faaliyetini kesinlikle etkisiz hale getirecektir. Halkın yüzde 99'u Türküyle Kürdüyle vatan savunması mevzisindedir. AKP'ye oy verdiği söylenen yüzde 47, vatan savunması için her uygulamanın yanında yer alacaktır. İşte milli irade budur.
AKP'nin organları, istedikleri kadar suçlasınlar, ne kadar çamur varsa toplasın gelsinler, Genelkurmay'ın özel savaş hazırlıklarını yürütmesi, Ordu için bugün merkezi görevdir; şarttır. Ordu bunları yapmayacaktır da resmigeçit örgütüne mi dönüştürülecektir, yoksa ABD'nin vurucu gücü mü olacaktır?
BEYLER! KÜRESEL MAFYA ÇATIRDIYOR!
Beyler, küresel mafya sisteminiz çatırdıyor. Atlantik sistemi yıkılıyor. Uygarlığın ekseni artık Asya'da.
Dün olanlar yarın olmayacak!
Yarın olacakları, dünün içinde bulamazsınız!
AKP'niz de o sistemle birlikte gidiyor, anladınız mı?
Vatan savunmasının başına geçen, Türkiye'yi birleştiren iktidar olacak, çağımızın devrim formülünü öğrenemediniz mi?
Türkiye kaçınılmaz olarak bir milli hükümete gidiyor, farkında mısınız?
Türkiye'nin var olabilmek için Kemalist Devrim rotasına girmesi kaçınılmazdır, biliyor musunuz?
Türkiye bu büyük tarihsel atağını, emperyalist tarikatlardan, cemaatlerden, şeyhlerden, ağalardan, her tür Ortaçağ artıklarından kurtulan halkın özgürleşmesiyle, yani gerçek demokrasiyle hayata geçirecek, görmüyor musunuz?
Vatanseverliğe Ergenekon dediniz!
Ergenekon'u asıl şimdi göreceksiniz!"
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
karagoz
Yönetici
Yönetici


Kayıt: Oct 19, 2004
Mesajlar: 322
Nerden: ikizdere

MesajTarih: 13.Ekm.2008,Pts 12:56    Mesaj konusu: Ergenekon savcısına şok iddialar Alıntıyla Cevap Ver

http://gazeteport.com.tr demiş ki:
“İLK GÖREV YERİM MUTKİ” DİYOR, YALAN!

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün gizlenen 4 yılı!
Mutki’ye tayin olmadı, Çine’den sürgün gitti! Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz, Çine’deki meslektaşlarını çileden çıkardı, Çinelileri canından bezdirdi. Sonunda bir işadamı silahı çekip ensesine namluyu dayadı! Savcı Zekeriya Öz, kendisini iki buçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi olmadı dersiniz…

Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine ilçesi.

Savcı Zekeriya Öz, eşi ve çocuğuyla birlikte ilk görev yeri olan Çine’ye taşındı.

Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla Çinelilerin dikkatini çekti. Savcı Öz’ün evine gelen misafirler ise haremlik ve selamlık olarak ayrılan odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte, erkekler selamlıkta… Savcı Zekeriya Öz halktan gelen tepkiler üzerine kara çarşafı çıkarttırıp eşine türban ve pardösü giydirdi.

Eşi kara çarşafı çıkardı ama Savcı Öz’ün adı Çine’de hiç gündemden düşmedi. Zira Savcı’nın adının karıştığı skandalın biri bitmeden diğeri başlıyordu.

KIDEMLİ SAVCIYA ÇİRKİN TEKLİF

Yıl 1995, Çine Adliyesi.

Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran yurttaşların ödediği paralar Çine Adliyesi’nde de Adaleti Güçlendirme Vakfı’na aktarılıyordu.

Zekeriya Öz, bir gün, dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan’ın kapısını çaldı.

Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü “paylaşma”, teklifinde bulunuyordu!

Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz’ü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda, hem Zekeriya Öz hem de Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan soruşturma geçirdi.

Zekeriya Öz, Çine’den Bitlis Mutki’ye sürüldü. Ayhan Uğurdan ise uğradığı haksızlığa dayanamayıp görevinden istifa etti.

Zekeriya Öz’ün vukuatları bununla bitmiyor. Hakkındaki soruşturma tamamlanıp sürgün cezası yiyene kadar Savcı Öz, yeni skandallarla Çine’yi sarsmaya devam etti…



SAVCI ÖZ, REHİN ALINIYOR

Yıl 1998, Çine girişindeki Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Odası kıraathanesinin önü.

Savcı Öz, oğlu ve babasıyla birlikte oradan geçiyordu.

Mehmet Ocak adlı bir işadamı, silahını çekip Savcı Öz’ün ensesine dayadı! İşadamı Ocak, Savcı Öz’ü kolundan tutup sürükleyerek kıraathaneye soktu. İşadamı Mehmet Ocak, kıraathanede bulunan Çinelileri dışarı çıkarırken, Savcı Öz’ü rehin aldığını bildirdi.

Çineliler eylemi hayretler içinde izliyorlardı. Zira, Mehmet Ocak, aynı yıl Çine vergi rekortmeni olmuş, Çinelilerin yakından tanıdığı bir işadamıydı!

Yirmi kadar polis kıraathanenin etrafını çevirdi, Ocak’a Savcı’yı bırakmasını söylediler, bırakmadı... Daha sonra dönemin kaymakamı, savcısı ve komiseri araya girdiler. İşadamı Mehmet Ocak yatıştırıldı…

Mehmet Ocak, tam iki buçuk saat Zekeriya Öz’ü rehin tutmuştu...

Olaya tanık olan Çineliler, ertesi gün gazetelerde bu haberi bulamadılar. Ne işadamı Ocak hakkında, ne de savcı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılmıştı. Bu durum Çinelilerin merakını daha da artırdı.

Neden sonra öğrendiler ki; Savcı Zekeriya Öz, işadamı Mehmet Ocak’ı haraç vermeye zorluyordu. Savcı Öz, arabasının benzinini de, yine Ocak’ın benzin istasyonundan bedava doldurtuyordu... Savcı Zekeriya Öz’ün, kendisini iki buçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi olmadığı da böylece anlaşılıyordu!

Ergenekon Savcısı’nın Çine skandallarını Aydınlık’a anlatan emniyet yetkilileri, işadamları, politikacılar ve yurttaşlar, “İşadamı Mehmet Ocak, haklı olarak isyan etti” diyorlar…

RESMİ GAZETEDE DE YAZILI
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün savcılıkta ilk dört yılı böyle geçti.

Fethullahçı medya tarafından titizlikle sürdürülen “İlk görev yerim Mutki” yalanıyla örtülmek istenen gerçekleri, böylece açığa çıkarmış oluyoruz.

Zekeriya Öz, Mutki’ye tayin olmadı, Çine’den sürgün gitti!

Mutki’nin Zekeriya Öz’ün ilk görev yeri olmadığı, Mutki’ye Çine’den gittiği, 2 Temmuz 1998 tarihli ve 23390 sayılı Resmi Gazete’de de yazılı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan atama kararlarının beşinci sayfasında şöyle yazıyor: “Mutki Cumhuriyet Savcılığına, Çine Cumhuriyet Savcısı 35837 Zekeriya Öz”.

ADALET BAKANLIĞI’NIN AYDINLIK’A YANITI
Aydınlık, 28 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’na savcı Zekeriya Öz’ün “hangi tarihte, nerede göreve başladığını ve nerelerde görev yaptığını” sordu. Adalet Bakanlığı da “kamusal gizlilik ve kişisel gizlilik” gerekçesiyle sorularımızı yanıtsız bıraktı.

ÇİNELİLER: PARAYA ZAAFI VAR
Zekeriye Öz, aradan 10 yıl geçmesine rağmen Çine’nin adliye, polis ve işadamları çevreleri tarafından çok iyi hatırlanıyor.

Çineliler bu olayları Aydınlık’a anlatırken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz hakkında şu sıfatları kullanıyorlar:

-“Doğru adam değildir.”

-“Paraya zaafı vardır.”

-“Para Zekeriya Öz’ün her şeyidir!”

Çinelilerin anlattığına göre, Zekeriya Öz Çine savcısıyken, kanuna aykırı olduğu halde ticaretle de uğraştı. Merkezi Çine’de bulunan “İstanbullular Nakliyat” isimli bir firma ile araba alım satım işlerine girdi...

“ATATÜRK’TEN ‘BETON KEMAL’ DİYE SÖZ EDERDİ”
Öz, 1951’de Bulgaristan’dan Bursa’ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu.

Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz’ün İmam Hatip (İHL)’te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından “devşirildiğini” anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen’in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesi’nde eğitim gördü. Kurban Bayramı’nda vatandaşlardan kurban derilerini toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi.

Öz’ün çocukluğu ve gençliği, Bursa-Yalova-İstanbul hattında geçti.

Zekeriya Öz, 1997’de Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nı kazandıktan sonra, Aktüel Dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu’ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu. Mutki’de 2 yıl görev yaptıktan sonra, Balıkesir Bigadiç’e atanıyor. 2004’ten sonra da İstanbul Ümraniye’ye ve sonra da Beşiktaş’ta eski adıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yeni adıyla özel yetkilendirilmiş Ağır Ceza Mahkemeleri’ne “özel olarak” tayin ediliyor.

Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır” diyor, “Atatürk adını ağzına almaz, ‘beton Kemal’ ifadesini kullanırdı... Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hâlâ da şaşkınım.”

ZEKERİYA ÖZ, BURSA BAROSU’NDAN ATILDI MI?
Zekeriya Öz, okulu bitirince Bursa Barosu’na kaydolur. Avukatlık stajını da Avukat Mustafa Noyan’ın yanında yapar. Bursa Barosu’na giriş tarihi 18 Şubat 1993. 18 Aralık 1997 tarihinde Baro’daki kaydı silinir. Ancak basının yazdığının aksine kendi isteğiyle değil, dönemin Bursa Barosu başkanı eski milletvekili Av. Yahya Şimşek’in verdiği bilgiye göre “aidatlarını ödemediği gerekçesiyle.”

Zekeriya Öz’ün savcılık görevine başlama tarihi 1994. Bursa Barosu’ndaki kaydı ise 18.12.1997 tarihinde siliniyor. Buna göre Öz, üç yıl boyunca hem savcı hem de avukat. Yasalarımıza göre bir Cumhuriyet Savcısı’nın iki kimliği olamaz.

Ergenekon Savcısı, attığı her adımda bir skandal yaratmış!

BİGADİÇ’TE DE SORUŞTURMA GEÇİRDİ
Zekeriya Öz’ün, 2003 yılında görev yaptığı Bigadiç’te Balıkesir Barosu avukatlarından avukat Dilek Özkayıhan tarafından Adalet Bakanlığı’na şikâyet edildiği de ortaya çıktı. Şikâyet üzerine bakanlık müfettişleri olayı soruşturuyor ve Öz’ün cezalandırılması için rapor hazırlayıp dosyayı üst kurula gönderiyor. Ancak Zekeriya Öz, o dönemde çıkan disiplin affı ile ceza almaktan kurtuluyor.

Zekeriya Öz, 4 CIA ajanını Sakka ile görüştürdü
Savcı Öz’ün Ergenekon’dan önce baktığı en önemli soruşturma, El Kaide’nin Avrupa, Türkiye, İran, Suriye, Pakistan sorumlusu “Louai Sakka” davasıydı. Zekeriya Öz, İsrail gemisine saldırı hazırlığı yaparken yakalanan El Kaide’ci Sakka hakkında hazırladığı iddianameyle dikkatleri üzerine çekti. Savcı Öz, HSBC Bank, İstanbul’daki İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagogları bombalayan eylemciler Azad Ekinci ve Abdülkadir Karakuş’un, Suriye’ye Sakka’nın yanına gittiğini belirledi. Öz, Sakka’ya müebbet hapis talep etti. Zekeriya Öz, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastıyla Sakka’nın bağlantısını araştıran Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu’na da bilgi verdi. Louai Sakka, ABD’deki ünlü ikiz kulelere yönelik büyük eylemi gerçekleştiren militanları Yalova’daki terörist kamplarında eğittiğini de daha sonra açıklamıştı.

Tarih: 15 Kasım 2005. Yer: İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı. CIA uçağı Türkiye’ye Louai Sakka için geldi. Bu uçağın geliş nedeni sonradan ortaya çıktı.

Sakka’nın avukatı Osman Karahan’ın verdiği bilgiye göre, “4 CIA ajanı Kandıra F Tipi Cezaevi’nde Sakka ile görüştü.” CIA ajanlarının cezaevine girişleri için izni veren de Savcı Zekeriya Öz.

Ayrıntıları Avukat Karahan’dan dinleyelim: “Uçak olayından önce 2 defa müvekkilimle görüşen yabancılar, Sakka’ya Suriye aleyhinde ifade vermesi halinde o dönemde havalimanında bekleyen uçakla dünyanın istediği yerine götürme vaadinde bulundular. İlk görüşmeden kısa bir süre sonra 2’si Türk 4 kişinin Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’den aldıkları yazılı bir belge ile cezaevine geldiler. Sakka ile 4 saat süren bir görüşme olmuş. Gelenlerden Türkçe konuşan 2’si kendilerini emniyet görevlisi olarak tanıtmış. Benzer önerileri sıralamışlar. Sakka, hiç konuşmayan diğer 2 kişiden şüphelenerek ‘Bunlar Türk değil mi?’ diye sormuş. Diğerleri ‘Onlar da Türk’ diye cevaplamışlar. Ancak, bu kişilerin konuşmaları diğerlerinin kulağına aktardığını görünce sinirlenmiş ‘Bunlar CIA ajanı’ diye bağırmış. Gerginlik yaşanması üzerine bu kişiler ‘Seninle nasıl burada görüşüyorsak, gücümüzü biliyorsun. Ay’a da gitsen seni infaz ederiz’ diye tehdit etmişler.”

Aydınlık, 9 Aralık 2007’de “4 CIA Ajanı El Sakka’yla F Tipinde” görüştü başlığıyla çıkmıştı. Sakka’nın avukatı olayın tüm ayrıntılarını Aydınlık’a açıklamıştı. (Aydınlık Dergisi)


http://arsiv.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_298704?WebsiteSearch=true

_________________
http://www.ikizdere.net
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
tureyisergenekon



Kayıt: Oct 13, 2008
Mesajlar: 8

MesajTarih: 14.Ekm.2008,Sal 01:08    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AYDINLIKTAN SAVCIYA KARANLIK TERTİP Question Question Question



Asrın davasına sayılı günler kala, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz hakkında karalama kampanyası başlatıldı. Aydınlık Dergisi ile Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinin geçen hafta gündeme getirdiği bir haber, kampanyanın en dikkat çekici örneğini oluşturuyor.

"Ergenekon savcısının gizlenen karanlık 4 yılı" başlıklı haberlerin, Aydın'ın Çine ilçesinde tertiplendiği ve iftiralardan ibaret olduğu ortaya çıktı. Hem ilçe halkı hem de haberde adı geçen kişiler, yapılan dezenformasyonu gözler önüne serdi.

Zaman, 'Öz'ün Çine'den Mutki'ye sürüldüğü, bir işadamı tarafından kafasına silah dayandığı, eşinin çarşaflı olduğu, esnafı haraca bağladığı, yolsuzluk yaptığı' iddialarını yerinde araştırdı. Öz'ün kafasına silah dayadığı ileri sürülen işadamı Mehmet Ocak, "Tamamen uydurma. Öz'ün birinden haraç istediğini de ne gördüm ne de duydum. Bu medya kuruluşlarına ihtarname gönderdim." dedi. Öz'ün ev sahibi ve komşusu olan Ali Kandemir de, "Çok efendi ve saygılıydı. Eşi çarşaflı filan değildi." bilgisini verdi. Adliyede yolsuzluk iddiasını ise yine bir adliye çalışanı yalanladı: "Yolsuzluğu yapan Ayhan U.'ydu, istifa etmek zorunda kaldı."

Türkiye tarihinin en önemli davalarından birine adım adım yaklaşılıyor. Haklarında iddianame hazırlanan 86 sanık 20 Ekim'de hakim karşısına çıkacak. Şüpheliler, 'kaos ortamı oluşturarak, darbeye teşebbüste bulunmakla' suçlanıyor. Duruşma tarihi yaklaştıkça bazı kesimlerin dezenformasyon amaçlı yayınlarının sayısı da artıyor. Bu konuda soruşturma kapsamında yapılan aramalarda suikast planlarının ele geçirildiği İşçi Partisi'ne bağlı yayın yapan Aydınlık Grubu başı çekiyor. Ümraniye'de patlayıcıların ele geçirildiği 12 Haziran 2007'den bu yana sürekli maksatlı yayınlar yapan Aydınlık, soruşturmayı 'TSK'ya karşı yapılmış bir operasyon' olarak göstermeye çalışıyor.

Söz konusu yayın organının bu politikası iddianamede de ele alınıyor. Savcı Zekeriya Öz, örgütün bu propagandasına şu şekilde dikkat çekiyor: "Kendilerini Türk Silahlı Kuvvetleri adına hareket ediyor gibi gösterip kendilerine karşı yapılan her türlü adli soruşturmanın Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yapıldığı şeklinde kamuoyunu yanılttıkları, ayrıca adil yargılamayı etkileme suçuna teşebbüs ettikleri gibi (bu konuyla alakalı suç duyurularının dosyada bulunduğu) ülkemizin en değerli kurumlarından olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adını da kendi örgütsel faaliyetlerine karıştırmak suretiyle kendi faaliyetlerini legal faaliyetler gibi göstermeye çalıştıkları anlaşılmıştır."

Dergi, geçtiğimiz haftaki sayısında bir adım daha ileri gitti ve kapağını Zekeriya Öz'e ayırdı. 'Ergenekon Savcısı'nın gizlenen 4 yılı' kapağıyla okuyucusunun karşısına çıkan dergi, yalanları ardı ardına dizdi. Haberde, Öz'ün Çine'den Bitlis'in Mutki ilçesine sürgün edildiği, Çine esnafını haraca bağladığı, bir işadamının savcının kafasına silah dayayarak rehin aldığı, adliyede yolsuzluk yaptığı ileri sürüldü. Söz konusu iddialar hiçbir belgeye dayandırılmıyordu. Derginin kullandığı tek belge, Resmî Gazete'de yayımlanan atama kararlarıydı. Öncelikle, Zekeriya Öz'ün görev süresi dolmuştu. Doğu vazifesini ifa etmesi için Mutki'de görevlendirilmişti. Ortada bir sürgün yoktu. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri de söz konusu iddiaları geçtiğimiz hafta sayfalarına taşımıştı.

İkinci olarak, Öz'ün kafasına silah dayanması gibi bir olay hiç olmamıştı. Haberde Savcı'ya silah dayayan adam olarak adı geçen Mehmet Ocak, derginin haberine ateş püskürdü. İddiaların tamamının uydurma olduğunu anlatan Ocak, şunları söyledi: "Benden asla haraç istemedi. Başkasından istediğine ne şahit oldum ne duydum. Benzin istasyonumdan akaryakıtı her zaman kredi kartı ile alırdı. Hesap dökümlerine bakarsanız bunu görürsünüz. Devletin savcısının kafasına silah dayadığım iddiaları da tamamen yalandır. Hakkımda asılsız haber yapan bu medya kuruluşlarından hem şikâyetçi oldum hem de ihtarname gönderdim. Amaçları savcıyı yıpratmak. Yalan haberlerle memleketi karıştırmak istiyorlar."

İki ay önce geldiler

Parke taşı imalatı yapan Mehmet Ocak, 2 ay önce söz konusu haberi yapmak için bazı gazetecilerin yanına geldiğini anlatıyor. Ocak, "Ben devletimi ve milletimi seven bir insanım. Nasıl devletin savcısına böyle bir harekette bulunayım' dedim gönderdim. İddiaları ortaya atan Çine İşçi Partisi İlçe Başkanı Hasan Akalın'ı tamircilik yıllarından tanırım. Haber çıktıktan sonra konuşmak için yanıma geldi. Kendisine 'Sen yalancı, üçkağıtçı ve terbiyesiz bir adamsın' dedim, oturtmadım bile. Neden böyle yaptıklarını sordum. Sonra gitti ve ileride kendisini bekleyen lüks bir arabaya bindi. Şüphelendim, çünkü o lüks arabayla gezecek durumda değil." şeklinde konuşuyor. Savcı Öz'ün Çine halkını canından bezdirdiği iddiaları da tamamen uydurma, senaryoydu. Bir dönem Çine'de sanayi sitesi başkanlığı yapmış olan Çine Esnaf Odası Başkan Vekili Metin Uyar, Öz ile ilgili çıkan yalan haberlere lanet etti. İlçede 45 yıldır esnaflık yapan Uyar, "Hiçbir zaman Zekeriya Öz'ün esnafla kavgalı olduğunu ya da husumet içerisine girdiğini işitmedim. Mehmet Ocak'ın savcının kafasına silah dayadığı da yalan bir haber. Böyle büyük bir olay olsa kesinlikle duyulur ve yayılırdı." dedi.

Çine Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ahmet Keleş de 1998 yılında sözü edilen kıraathanede böyle bir olayın yaşanmadığını üstüne basa basa söylüyor. Keleş, "Ben 10 yıldır burada oda başkanıyım ve sözü edilen kıraathane ofisimin alt katında. Fakat savcı beye Mehmet Ocak'ın silah dayaması olayı tamamen uydurmadır. Haberi yapanların gelip iddiaları bana veya başkasına sormamalarını da çok düşündürücü buldum. Tamamen planlanmış bir iftira kampanyası olduğu ortada." açıklamasında bulundu.

Zerekiya Öz'ün eşi çarşaflı değil

1994 ile 1998 yılları arasında Çine'de görev yapan Zekeriya Öz'ün eşinin çarşaflı olduğu iddiasını ise ev sahibi ve komşusu yalanlıyor. Öz, Çine'de kaldığı 4 yıl süresince kirada oturmuş. Ev sahibi ve komşusu olan Ali Kandemir o yılları şöyle anlatıyor: "Savcı Bey işe yürüyerek gider gelirdi. Makam arabasını işe giderken kullanmazdı. Çok efendi ve saygılı bir insandı. Çevresinde sevilen ve takdir gören biriydi. Eşi de çarşaflı değildi. Sade giyinen mütevazı bir insandı. Her zaman kapıdan girerken selam vermeden, hal hatır sormadan geçmezdi. Evinde haremlik selamlık diye bir şey hiç görmedim."

Asılsız haberin mimarı tecavüzcü çıktı

İşçi Partisi'nin yayın organı olan Aydınlık Dergisi'nin hazırladığı 'Ergenekon Savcısı'nın gizlenen dört yılı' başlıklı karanlık tertibi ortaya atan kişi Çine İşçi Partisi İlçe Başkanı Hasan Akalın. Akalın'ın geçmişi hiç de aydınlık değil.

Hasan Akalın 1980 yılında seçildiği Hallaçlar Muhtarlığın'dan 1982 yılında siyasi olaylar nedeniyle atıldı. 1984 yılında Engin Karadeniz'le birlikte Hallaçlar'da bekçilik yapan Ahmet Şahin'in kızına tecavüz iddiasıyla yargılanırken 4 ay cezaevinde kaldı. 1989 senesinde Hallaçlar köyünde Ford marka bir minibüsü kundaklamak suçundan ise 1 yıl hapis yattı.

2006'da ise kaçak elektrik kullanmaktan 4 bin YTL ceza ödedi. Halen Çine İşçi Partisi İlçe Başkanlığı'nı yürüten Akalın, çevre sakinleri tarafından devamlı huzursuzluk çıkaran ve insanları birbirine düşüren birisi olarak biliniyor.

Yolsuzluk yapan Zekeriya Öz değildi

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'e atılan iftiralardan bir başkası da Çine'de Adalet Güçlendirme Vakfı'nda bulunan paranın bir bölümünü paylaşmak istediği iddiası. Olayın tanıklarından olan eski bir adliye çalışanı şunları söyledi: "Zekeriya Bey gelmeden önce kıdemli savcı Ayhan U., Adalet ve Güçlendirme Vakfı bünyesinde toplanan paraların bir kısmını alıyordu. Zekeriya Öz geldiğinde bu durumu görünce paraların savcılar için harcanmaması gerektiğini, biriken paranın cumhuriyet savcılığı biriminde kullanılan kırtasiye ve büro malzemeleri için kullanılması gerektiğini söyledi ve bugüne kadar aldığı paraları teslim etmesini istedi. Öz, o dönemde rutin denetlemelerini yapmak için adliyeye gelen müfettişe de durumu anlattı. Bu konu üzerine Ayhan U. istifa etmek zorunda kaldı. Savcı kesinlikle sürülmedi. Görev süresini tamamladıktan sonra tayin edildi."
Question


En son tureyisergenekon tarafından 20.Ekm.2008,Pts 22:17 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 18.Ekm.2008,Cmt 03:35    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin:

Üniversitelerimizin Hukuk Fakültelerini, Türkiye Barolar Birliği'ni ve Siyasi Partilerimizi Ergenekon Davası'nı izlemeye çağırıyoruz!



Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, tartışmasız en büyük hukuksuzluğu olan Ergenekon davasının duruşmalarına 20 Ekim tarihinde başlanıyor.

Bu davanın soruşturmasında Hukuk Devleti katledilmiştir. Yakın tarihimizde yaşanan askeri yönetim dönemlerinde dahi olmayan keyfilikler sergilenmiştir ve sergilenmeye devam edilmektedir.

Üniversiteler, Barolar ve Siyasi Partiler gibi Cumhuriyet hukuku sayesinde var olan kurumların görevinin; aynı zamanda Hukuku ve Cumhuriyet'i her türlü saldırıya karşı savunmak olduğu tartışmasızdır.

Tam bir buçuk yıla yakın bir zamandır bütün yasalar ayaklar altına alınarak yapılan kanunsuzluk, şimdi 20 Ekim'de başlayacak duruşmalar sürecinde bütün çıplaklığı ile sergilenecektir.

Bu kanunsuzluğu birinci elden takip etmek, duruşmaları izleyerek kanunsuzluğu yerinde saptamak ve böylece Hukuk Devletini ve Cumhuriyet hukukunu savunmak, ilgili bütün kurumların görevidir.

SORUŞTURMA SÜRECİNDE YAPILAN KANUNSUZLUKLAR

Ergenekon soruşturması boyunca hep beraber tanık olduğumuz kanunsuzluklardan bazıları şunlardır:

1. Tutukluların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda kanuna uygun hareket edilmemiştir. Birçok arama; ilgili şahıslar veya onların avukatı veya herhangi bir kişi olmadan gerçekleştirilmiştir.

2. Hazırlık soruşturmasının gizliliği bizzat soruşturmayı yürüten Zekeriya Öz tarafından ihlal edilmiştir. Ev ve işyerlerinden götürülen belgeler, konuldukları çuvalların mührü açılmadan malum basın yayın organlarında yayınlanmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, Basın Konseyi'nin, Gazeteciler Cemiyeti'nin ve Barolar Birliği'nin bütün uyarılarına rağmen malum basın yayın organları, soruşturma sürecinde psikolojik savaş yürütmüşler ve yargısız infaz yapmışlardır.

3. Savcı, iddia ile ilgili olarak sanıkların lehinde ve aleyhinde olan bütün delilleri İddianamede değerlendirmek zorunda olduğu halde, sadece sanıkların aleyhinde olduğunu düşündüğü delillere yer vermiş, lehteki deliller kendisine sunulduğu halde dikkate almamıştır.

4. Sanıklar ile ilgili olarak geçmişte yargılama konusu olmuş ve beraatla sonuçlanmış kimi iddialar yeniden suç kanıtı olarak iddianameye konmuştur.

5. Bütün sanıklar, savcılık tarafından yapılacak bir çağrı üzerine gidip ifade verecek durumda iken gece saat 03 – 04 sıralarında yapılan polis baskınları ile yaka paça gözaltına alınarak açıkça bir psikolojik savaş yürütülmüştür.

6. Kaçma şüphesi olmayan saygın şahsiyetler tutuklanmış, böylece yargılamada bir tedbir olan tutuklama, yapılan uygulama ile cezaya dönüştürülmüştür.

7. Tutukluların özel hayatı ile ilgili telefon konuşmaları ve soruşturma ile ilgisi olamayan özel hayata ilişkin bilgiler dava dosyasına konarak kişilik hakları ağır bir şekilde ihlal edilmiştir.

8. Sanık ifadeleri sanıkların kendilerine verilmediği halde, Kanada'da yaşayan CIA ajanı Haham Tuncay Güney'de çıkabilmiştir.

9. Kuddusi Okkır, Şener Eruygur, Ferit İlsever ve Asuman Özdemir örnekleri, tutukluların can güvenliğinin acımasızca ortadan kaldırıldığını ortaya koymuştur.

10. Ergenekon Davası'nın yargılaması Silivri Cezaevi'nin içinde yapılacaktır. Bu uygulama da Türkiye tarihinde bir ilktir. Dünyada sadece Amerika'da ve çok tehlikeli tutuklular için yapılan özel bir uygulama, şimdi ülkemizde aralarında bir Siyasi Parti Genel Başkanı, Ordu ve Kuvvet Komutanları, gazete ve televizyon genel yayın yönetmenleri, gazeteciler ve yazarların olduğu yurttaşların yargılamasında uygulanacaktır.

Bu uygulama ile adil yargılama ve yargılamanın aleni bir şekilde yapılması ihlal edilmiştir. Cezaevinde yargılama ile yapılan kanunsuzluklar birinci olarak kamuoyunun gözünden kaçırılmak istenmekte, ikinci olarak psikolojik savaş devam ettirilmektedir.

11. Soruşturmanın başlamasından bu yana bir buçuk yıla yakın bir zaman geçtiği halde dalga dalga devam eden gözaltılar ve tutuklamalar, hukuka uygun bir soruşturmanın gereği değil, Türkiye tarihinde örneği olmayan bir muhalifleri sindirme kampanyasının bir parçası olduğunu ortaya koymuştur.

Bir buçuk yıl sonra sabaha doğru yapılan baskınla gözaltına alınan bazı şahısların birkaç gün sonra serbest bırakılması yapılan uygulamanın hukukla bir ilgisinin olmadığını ortaya koymaktadır.

12. Savcı Zekeriya Öz, "Bu soruşturmanın merkezinde İşçi Partisi var" diyerek Anayasayı açıkça ihlal etmiştir. Anayasamıza ve Siyasi Partiler Yasası'na göre Siyasi Partiler Anayasa güvencesi altındadır ve faaliyetleri dolaysıyla ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulabilir.

Zekeriya Öz, yetki gaspı yapmıştır.

YARGILANAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR

Soruşturma sürecinde yapılan kanunsuzluklar, hiç şüphe yok ki burada belirttiklerimizden çok daha fazladır.

Ergenekon davası, laik demokratik Cumhuriyete karşı gerçekleştirilen Amerikan-Fethullah darbesinin sonucu ortaya çıkmış olan bir davadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtsever devrimciler ve Kemalist aydınlar yargılanmaktadır.

Kısacası yargılanan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Onun için Üniversitelerimizin Hukuk Fakülteleri, Cumhuriyetimizin Barosu ve Siyasi Partiler başta olmak üzere varlığı laik demokratik Cumhuriyet'in varlığına bağlı olan tüm kurumlar bu davanın taraflarıdır.

Adı geçen Kurumları, temsilcilerini göndererek yargılamayı izlemeye ve Cumhuriyet'i savunmaya davet ediyoruz.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
volkan_53
Yönetici Yrd.
Yönetici Yrd.


Kayıt: Jul 24, 2006
Mesajlar: 498
Nerden: İstanbul

MesajTarih: 18.Ekm.2008,Cmt 03:47    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

BU NASIL İŞ?..
"Taraf" belge gösterdi
Askerin, PKK'nin hazırlığını bir aydır bildiği, saldırıyı da 3,5 saat öncesinden itibaren naklen izlediği ortaya çıktı...


Tarih: 2008-10-14


Aktütün'ün bomba belgeleri
Aktütün saldırısının nasıl gerçekleştiği konusunda kamuoyunun bilgisi, haberin duyulmasından bir gün sonra, yani 5 ekim pazar günü Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın düzenlediği basın brifinginde anlattıklarıyla sınırlı. Iğsız'ın anlattıkları bugüne kadar pek çok eleştiriye konu edildi. 3 Ekim 2008 günü Aktütün Karakolu ve çevresindeki tepelerde gerçekte neler olduğu ile ilgili ilk kez Taraf'ın yayımlayacağı başka bir resmi belge daha var. Aktütün'ün bağlı olduğu Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'nın, 4 Ekim 2008 günü hemen olayın ardından hazırladığı ve Genelkurmay Karargâhına gönderdiği bu raporda farklı bir Aktütün saldırısı anlatılıyor. 4 ekim sabaha karşı saat 05.40'da Kolordu'da görevli Kurmay Yarbay Ferdi Korkmaz imzasıyla hazırlanan “İç Güvenlik Hareketi Durum Raporu” ile Genelkurmay İkinci Başkanı Iğsız'ın anlattıkları arasında ciddi çelişkiler mevcut.

Jandarma raporuna göre o gün Aktütün karakolu 11 kez vurulmuş, Bayraktepe gece saatlerine kadar PKK'nin elindeymiş, F-16 hiç gelmemiş ve rapora göre ölü ele geçirilen PKK'li sayısı 23 değil sadece beş. Rapora göre Aktütün Karakolü, saldırıdan bir gece önce yaşanan birkaç çatışma nedeniyle kolordudan gelen destek teklifini ise “Her şey kontrolümüz altında” diyerek geri çevirmiş. İşte Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'na göre Aktütün Saldırısı:

Aktütün'de aslında ne oldu
2 Ekim 2008 gece saat:24.00 sıralarında, Aktütün-Bayraktepe üs bölgesinde bulunan termal kameralar ile üs bölgesine yaklaşık 600 metre uzaklıktaki dere yatağında üç kişilik PKK'li görüntüsü alınmış, görüntü alınan bölgeye aydınlatma fişeği, makineli tüfek ve havan atışları yapılmıştır. Atışlar sonrası görüntü kaybolmuştur. 3 Ekim 2008 saat: 01.15 sıralarında ise Bayraktepe'nin güneybatısında, yaklaşık 400 metre mesafedeki Cesur kayalıklarında üç kişilik görüntü alınmış, görüntü alınan bölgeye aydınlatma fişeği, makineli tüfek ve 105 mm'lik top atışı yapılmıştır. Yine 3 Ekim saat: 02.50'de Bayraktepe'ye yaklaşık 800 metre mesafedeki Otyeri tepenin batı tarafında beş kişilik görüntü alınmış, görüntü alınan bölgeye aydınlatma fişeği, makineli tüfek ve 105 mm'lik topla atış yapılmıştır.

AKTÜTÜN: HERŞEY KONTROLÜMÜZ ALTINDA * Her üç görüntü alma sonucu yapılan atışlara, PKK'lilerce silahla karşılık verilmemiştir. 13'üncü Jandarma Sınır Bölük Komutanlığı (Aktütün Karakolu) ile telefonla görüşülmüş, herhangi bir talebinin olmadığı, olayın kontrolleri altında olduğunu ifade etmiştir. Birlik tarafından gözetleme faaliyetine devam edilmiştir. Toplam olarak; 105 mm lik topla 27 atım, 81 mm.lik havanla 33 atım, 60 mm.lik havanla beş atım, 40 mm.lik bombaatar ile 10 atım, el bombası ile 45 atım, aydınlatma ile 13 atım, uçaksavar ile 410 atım, bkc makineli tüfek ile 1500 atım, g-3 piyade tüfeği ile 400 atım, hk-33 ile 200 atım, RPG-7 ile yedi atım yapılmıştır. Aktütün J.SNR.BL. Bayraktepe ileri üs bölgesinden Bayraktepe 1 km. Güney batısında koordinatında 3 Ekim günü 13.00'te iki kişilik görüntü alınmıştır. Görüntü alınması üzerine, Bayraktepe ileri üs bölgesinde bulunan Yüksekova Jandarma Özel Hareket Bölüğü'den bir Jandarma Özel Harekat (JÖH) timine görüntü alınan bölgeye doğru ateşle keşif yaptırarak ve şüpheli noktalara ateş açtırarak manevraya başlatılmıştır.
Yapacakları eylemin ortaya çıktığını değerlendiren PKK'liler tarafından, saat 13.04'te Aktütün Jandarma Sınır Bölge Merkezine, Bayraktepe İleri Üs Bölgesi'ne ve Berçar İleri Üs bölgesine yoğun bir şekilde havan, roket ve makineli tüfek atışı yapılmaya başlanmıştır.

Aktütün bölgesinde bulunan 105 mm.lik obüsler, 81 mm.lik havanlar; Bayraktepe'de bulunan bir motorlu piyade kolu, Jandarma Sınır Timi/Aktütün 13'üncü Jandarma Sınır Bölge ve JÖH timi Yüksekova JÖH bölüğü ile Berçar ileri üs bölgesinde bulunan Jandarma Sınır Bölük. unsurları tarafından; havan, bombaatar ve makineli tüfekler teröristlerin bulunduğu değerlendirilen bölgelere ve ateş gelen yerlere ateşle karşılık verilmeye başlanmıştır.

JANDARMA F-16'LARI 'GÖRMEMİŞ' * 21'inci Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı tarafından olay 3'üncü Taktik Tümen Komutanlığı'na 13.30'de bildirilmiş, derhal Yüksekova'da ve Hakkari'de bulunan taarruz helikopter kollarına hazırlık emri verilmiş, Jandarma Asayiş Kolordo Komutanlığı'ndan taarruz helikopter kolunun kullanılması yetkisi istenmiş, eş zamanlı olarak Çaltıkoru Jandarma karakolunda denetleme ve incelemede bulunan 3'üncü Taktik Tümen Komutanı haberdar edilmiş ve tümen komutanı helikopter ile Yüksekova'ya 21'inci Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı karargahına intikal etmiştir.

AKTÜTÜN'E İSABET ETMİŞ * Süratle durum aydınlatılmaya çalışılmış, PKK'lilerin, Aktütün'ün iki km güneyinde Soğuk tepe Bovini tepe, hattının güney yamaçlarından havan atışı, güneyde Soğuktepe, Berhabin tepe ile Bayraktepe ileri üs bölgesinin bir km. Kuzeyindeki Otyeri tepe bölgesinden yoğun ve etkili bir şekilde roket ve makineli tüfek atışı yaptıkları, havan atışlarının bir kısmının (11 adet) Aktütün Sınır Bölüğü Merkezine isabet ettiği bildirilmiştir. Açılan ateşlerin etkisiyle ilk anda iki personelin yaralandığı öğrenilmiştir. Tümen ihtiyatı olan Yüksekova'daki JÖH taburunun bir JÖH bölüğü ve Yüksekova'da konuşlu 11/4/Dağ ve Komando Tugayına hazırlık emri verilmiştir. Derecik'teki 3'üncü Komondo Tabur Komutanlığı'na Kurutepe bölgesine intikal, Hakkari'deki 5'inci Dağ ve Komando taburuna Şemdinli bölgesine intikal, Şemdinli'deki 3'üncü Dağ ve Komando Taburunu'na hazırlık emri verilmiştir. Hakkâri'de bulunan iki adet UH-60 genel maksat helikopteri Yüksekova'ya intikal ettirilmiştir. PKK'lilerin bulundukları noktalar Umurlu'daki fırtına bataryası ve Derecik'teki 203 mm.lik obüsler tarafından ateş altına alınmıştır. Bölgede çatışmalar devam ederken, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı'nın onayı ile saat: 14.30'da Yüksekova'daki taarruz helikopter kolu havalanarak Aktütün'e ulaşmıştır. Bölgeden alınan bilgiye göre Berçar İleri Üs bölgesinin bir km. doğusunda Beruje sırtından Gülkan Vadisi istikametine yi