Kayıt: Dec 14, 2004 Mesajlar: 1127 Nerden: Rize/İkizdere
Tarih: 23.May.2006,Sal 21:56 Mesaj konusu: Son Jenerik..
Son Jenerik...
Sevgiler uzundur sanılır. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir insana; her hangi bir uzvun bitmeyen sancısı, illa da yürek sancıları gibi... Oysa ne kadar kısadır hayat ve ne uzundur sancısı.
Sevgiler, bazen kısa metrajlı olsalar da o kısalıklarıyla hayatın pasını silerler bir çok yönden. Zira sevginin yurdu, her bir inin de bir Yusuf bulunan kutsal bir varlık gibidir. Yaşına, başına, kariyerine ve milliyetine bakmadan tırtıklar durur yüreğin çeperlerini. Kısa olan hayat, bundan dolayı iyice kısalır, beden dolaşsa da ruh ölüdür artık. Ve en güzel filmin sonu gibi sevda ağır ağır sızar toprağa.
Kısa olan hayata bazen de uzun sevgiler sığdırırız, acılarımız kadar olmasa da... Asırlık hayaller kurar, yapışırız hayatın çamurlu yollarına. Öyle ki, durakta bizi fark edenleri dahi göremeyiz. Ama fark da edemeyiz sevgisiz solukların hayatımızı nasıl boğduğunu. Fark ettiğimizde ise yapılacak çok şey kalmamıştır artık. Bu hal öyle bir haldir ki, unuturuz bize değer verenleri ve ısırgan otunu haşlamadan çorba niyetine içeriz.
Çok isteriz yüreğimizin buzullarını ekvatorda çözmeyi, bir yanına çölün çiçeklerini sıralayıp, bir yanına da, Belkızın sarayını inşa etmeyi... Kaftanını çekip yukarı, hoyratça dalsın gönül suyumuza ve kurulsun bir sultan gibi yürekteki sedef tahtına. Oturduğu kendinin tahtıdır aslında. Bunu bir türlü akıl edemez, her nedense. Unutmuştur gönül tahtlarının sevdalıya kurulduğunu.
Akıl ufuklara kapkara bir hayal yerleştirir ve sevginin masumiyetini de geceden çaldığı kara ile boyayıp, yüreğe kabul ettirirse sevda ölür. Her an sevgi terennüm eden bir yüreğin öldüğünü ise bu şekilde ölen bir yürek anlar ancak.
Yürek mumuz söndüğünde “hay Allah”, neler oluyor deriz ama, gecenin matemine bürünmekten de kaçınmayız. Biliriz gecenin hazzının dolunaysız da doyumsuz olduğunu ve ömrümüzün karanlıklarının aydınlığından çok olduğunu da... Geceyi anlayanın bir güzelliği var; zemheride güneşin, haziranda mehtabın, vadisinde kıvrılan suyun, uzayan derin sohbetlerin güzelliği gibi...
Kısadır sevgi uzundur acılarımız! İrili ufaklı sevgi sözcüklerini uç uca ekler, bir uçurtma salarız kurşun gibi ağır havada ilerlemesi için, gökyüzünden habersiz. Feda ederiz özlemleri nereye yağacağını bilmediğimiz bulutlara. Bazen kendi yüreklerimiz yetmiyormuş gibi başka yürekleri de ekleriz. Düğümü çözülen sözcükler iner bir bir en kıraç toprağa. Bozulur ahengi yüreğin, akıl gizler kendini şirazesine. Korku kalkar ufuklardan deli bir cesaretle akar oluğu, sevda pınarının. Gülşene çevrilir kıraç diye bilinen işlenmemiş toprak ve en alasından açar yamaçlarında bir yaban gülü.
Hayatımıza konulan ipoteği çözemeyiz çoğu zaman. Geleneklerimiz, kariyerimiz, düşünce iklimimiz, sosyal yapı faktörlerimiz... Bunlar sevgimizi artırırken sağlığımızı daraltır. Sevgiyi bilip de yaşayamamak bir tür gizli ölümdür, gizli şirk gibi. Bir ölüm de, bu endişe düzleminde, sevgiyi kontrol etmek gibi lüzumsuz bir çaba içinde olmaktır.
Kısa olduğu sanılan sevgilerin hayatın üzerine nasıl indirme yaptıkları da bilinir. Öyle ki, her şeyi kuşatan bir şey olup çıkıverir sevgimiz. Bu hal; umudu, hayalleri, yaşamı yok edemez asla. Aksine hazan olması beklenen bağını nasıl gül bahçesine özlemle dönüştürdüğünü bakan göz görür. Ancak, her şey de bu değildir ve onun da bir dönüşüme uğraması gerekir, değişmeden. Yaşanan hiçbir şeyin sevginin yürekte bıraktığı izi unutturmamak bilinciyle, asıl sorunun unutmak olduğu da bilinen başka bir gerçektir.
Düşününce doğuştan başladığını hatırlarız sevginin. Genlerle taşınacağını ölümden öteye kadar. Keşke an be an izleme imkanına sahip olsaydık, sevginin yürekten yüreğe nazlı nazlı akışına... Nasıl köpüklerinden kıvılcımlar çıkar, nasıl bentlerini yıkar, korkular nasıl salınır soluklardan, nasıl dinginleşir ulaşınca menziline ve nasıl da ağır başlı bir ölü olur celladının elinde kim bilir? Ya beraber taşıdıkları? Yürüdüğü tüm mekanları bir bir teslim eder celladına, sevgisi için. Çocukluk sevgisini, bir delikanlının perçeminden bir tutamı, genç bir kızın işlemeli mendilini ve daha neleri... Sevgiyle yaşamak için ne sözler verilir, ne cümleler kurulur bin bir umutlarla... Ama derin bir yok oluş başlayınca yürekte; ne varsa gözlerinizin önünden akar gider hayata dair. Arkadaki umutların yolu gözlenirken umutla, sevgi, celladının sehpasında salınmaya devam eder ta İsrafil gelinceye kadar.
Tüm yanılgılara rağmen uzundur sevgi. Bitti dediğiniz yerde karşınızda Everesti bulursunuz. Başı duman duman böğründe kar olan serinlik için. Ya da, durgun akan koca bir nehir kıyılarında gül açan... Çocukluk bir sevgi, gençlik bir sevgi, eğitim bir sevgi, sanat bir sevgi, özlemek bir sevgi; up uzun ve yüksek mi yüksek. Birde bunların tam orta yerinde bambaşka bir sevgi, dağı ve nehri kendinde gizli. Kim demiş kısadır sevgi? Kendimizi kandırmak mıdır, onu bilmem ama, bu kandırmaca hoşumuza giden bir realitedir ömürde. Seksen yaşına biçilen bir elbise gibi takarız üzerimize; öylesine genç, öylesine kahve rengi, öylesine taze, öylesine ela gözlü ve öylesine hoyratça işte... Belki tutmaz ayaklar, eller titrer ama, bir de titreyen yürek vardır hala... Son jeneriği akar hayat filminin, sevgiyle toprağa. “Son” yazısını asla göremeyiz, yanan ışıkları da, filmin sonunu da... Ama yürekteki sevginin yükselişini dem be dem yaşarız. Ve bizi bir gün kucaklayan toprak da, kendini kucaklamış olur aslında.
Sevgiyi bilip de yaşayamamak bir tür gizli ölümdür, gizli şirk gibi..
Sevgi oldukça yaşarmış insan. Hep yaşamanız dileğiyle.. _________________
Gözbebeklerinde kendim yerine başkasını gördüğüm insan; yalan söylerken bile nasıl bu kadar masum durabiliyordun?
Oysa ki sarılırken sana, başka bir tenin soğuk kokusunu varmış bedeninde. Bilmiyordum...
İçten içe ağladığım onca gecenin hesabını nasıl verebilirsin ki. Söyle; en fazla kaç intiharıma sebep olabilirsin? Yüreğimin sancılarını nasıl yok edebilirsin?..
Bu gece başka bir başka ölüm gecesi daha? Bu kez gem vurmadan geldim acılarıma... Senin yüreğin uçurum ve ben hiç korkmadan cesurca ölmeye razıyım kollarında...
Kahretsin. Sana son bir defa daha sarılmak için o soğuk kokuyu duymaya bile razı olmak ne kadar acı...
Korkularımı ve heyecanlarımı bir yana koyup, yanıma sadece her zaman hasret olduğum yüzünü alıp gidiyorum bu gece ölüme....
Peki bir geceliğine müsait mi yüreğin?
Sadece ölüp son bir kez gideceğim... _________________
Kayıt: Jun 27, 2006 Mesajlar: 676 Nerden: T.C.sınırları içinden
Tarih: 21.Tem.2006,Cum 03:01 Mesaj konusu:
Sevgi içinde bir hayat dururken ölümü aklına niye getiriyorsun.Elbet öleceğiz ama ölümü bu kadar erkenden beklemek ne kadar doğru.İnsan kendi ömrünü kendisi tayin edemiyor ama hayata sıkıca sarılmak gerek.Bütün olumsuzluklara rağmen.Çünkü dünyada olan herşey biz insanlar için. _________________ nerede bir TÜRK varsa,
orada koskoca bir TÜRKİYE vardır.
Kayıt: Dec 14, 2004 Mesajlar: 1127 Nerden: Rize/İkizdere
Tarih: 09.Ağu.2006,Çrş 19:11 Mesaj konusu:
Sabah yatağınızda gözlerinizi açtığınız o ilk an, hani tavanı ya da duvarı gördüğünüz o ilk an ne düşünüyorsunuz? Sadece kızıyor musunuz yoksa, uyanmak zorunda kaldığınız için, bir gün hiç uyanamayabileceğinizi düşünmeden?
Söylesenize yeni bir gün ne kadar heyecanlandırıyor sizi? Aşkla bağlı mısınız hayata? Sabah kalktığınızda gülümseyebiliyor musunuz hiç? Yaşamın sonluluğuna karşı bir sabah daha uyanmış olmak hoşunuza gitmiyor mu?
Varsın hava soğuk olsun, uyanınca bir ürperti kaplasın vücudunuzu. Varsın sadece bir kaç saat uyumuş olun, gözleriniz kançanağı olmuş, şişmiş, belki başınız ağrıyor olsun. Varsın o gün yapacak bir dolu işiniz olsun, hiç enerjiniz yokken... Belki kahvaltınızı hazırlayacak, hatta bırakın hazırlamayı eşlik edecek kimseniz de yoktur. Yiyecek bir zeytini zor buluyorsunuzdur belki.Belki de hiç bir maddi sıkıntınız yoktur ama sadece uyanmaktan nefret ediyorsunuzdur.
Nedeniniz ne olursa olsun, o sıcacık yatağı terkedip buz gibi bir güne başlamak çoğu zaman zor gelir hepimize.
En kötü olasılıkları düşünün. Sevgiliniz sizi terketmiş olsun, girdiğiniz sınav kötü geçmiş olsun, patronunuzla aranız açılmış olsun,. ya da olasılıkları siz düşünün.
"Zor bir gün ne kadar sevinç verebilir ki" demeyin. Uyandınız ya! Bu yetmez mi? Uyanacak bir hayatınız var ve inanın bana, bu herşeye değer!
Hayat kısa. Aşkla bağlanabileceğiniz, uyandığınızda gülümseyebileceğiniz tek bir hayatınız var ve onun da ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. Ama nasıl yaşayacağınızı sadece siz biliyorsunuz. Gülümseyin, kendinize ve hayata, hem de uyandığınız her sabah!...
Hayata gülümseyin... _________________
Siz yine de akıllı olmaktan yana tercihinizi yapın Sayın beybaba,madem ki Yaradan "akıl"diye bir ayrıcalık vermiş yaratılana bunu kullanmamak olmaz kanımca.Dünya belki binbir keşmekeşi olan bir yer ancak "insanlar düzelince düzeliverecektir dünya"..Zor olsa da ümit var öyle değil mi? _________________ Ayşe Nur Kanbur
Kayıt: Jun 27, 2006 Mesajlar: 676 Nerden: T.C.sınırları içinden
Tarih: 24.Ağu.2006,Prş 16:16 Mesaj konusu:
Sayın guneysulu;
Ümit herzaman vardır denir.
Ya o'da tükendiyse,ümitsizlik başlamaz mı?
Ama bu akıl dediğimiz ayrıcalığı en doğru şekliyle kullanabiliyormuyuz?
Her zaman iyi ve güzel olan şeyler için mi çalışıp didineceğiz?
Kötü ve çirkin olan davranış ve durumlara karşı bir mücadele olmayacak mı?
.............................................................................................................................................................
O zaman size bir deyim daha,
''Akılsız başın cezasını ayaklar çeker''.
Bana göre bu son derece doğru bir deyim.
Hiçbir şeyin hesabını yapmadan;
Peşin karar vermemeli,önyargılı olmamalı. _________________ nerede bir TÜRK varsa,
orada koskoca bir TÜRKİYE vardır.
Sadece ümit de işe yaramaz,sadece bir güce sahip olmak da,önemli olan elimizdekileri kullanma gayretini kaybetmemek ayrıca da aklın yolundan çıkmamak.Zira;"aklın yolu bir"
"Her zaman iyi ve güzel olan şeyler için mi çalışıp didineceğiz?
Kötü ve çirkin olan davranış ve durumlara karşı bir mücadele olmayacak mı? "demişsiniz sayın beybaba=
Fena ve çirkinliklere karşı yapacağımız mücadelede amaç ,onları iyileştirme olacağından ,yine iyi ve güzel şeyler için çalışmış oluyoruz öyle değil mi?
"Akılsız başın derdini ayaklar çeker" doğru bir deyim bence de.Ayaklar değil tabi sadece yanlışın semeresini çeken vicdan da nasibini alır bundan en azından almalı.
Aklını kullanan önyargılı da olmaz bana göre _________________ Ayşe Nur Kanbur
Kayıt: Jun 27, 2006 Mesajlar: 676 Nerden: T.C.sınırları içinden
Tarih: 25.Ağu.2006,Cum 04:26 Mesaj konusu:
Sayın guneysulu;
Öncelikle sizi kutlamak istiyorum.
Bütün yazılanlara hep olumlu ve iyileştirici olarak yaklaşıyorsunuz.
Her zaman böylemisiniz?
Anladığım kadarıyla böylesiniz galiba.
Sizin gibi arkadaşlara ihtiyacımız var.
Her zaman böylesine olumlu ve iyileştirici olmanız dileğiyle.
Saygılarımla........................ _________________ nerede bir TÜRK varsa,
orada koskoca bir TÜRKİYE vardır.
Teşekkürler düşünceleriniz için sayın Beybaba...
Her durumda olumlu bir yön bulmak ve enazından olumlu olması için,iyileştirmek için çaba göstermek gerek kanımca.Ama pembe gözlükler takarak değil tabi,en fena durumda bile olayın vehametini bilip iyileştirmeye çalışmak,bunun içinde kendimizi aciz görmemek,herzaman söylediğim gibi "sadece bir ben ne yapabilirim"dememek gerek ;çünkü her insanın birşeyleri yapmaya yetecek kudreti vardır muhakkak.
Dileğiniz hepimiz için olsun...
Saygılarımla... _________________ Ayşe Nur Kanbur
Kayıt: Dec 14, 2004 Mesajlar: 1127 Nerden: Rize/İkizdere
Tarih: 25.Ağu.2006,Cum 14:01 Mesaj konusu:
Son Jenerik...
Son cevap...
Hayatın bir başka penceresinden bakıyorum bugün. Bilmem farkında mısınız her canlının yaşadığı şeyler başka başka. Aslında hepimiz birer yalnızız bu dünyada. Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Öylece oturup hayatı izliyorum üzgün bakışlarla.
İnsan nasıl onca insanın içinde kendini yalnız hissedebilir ki? Ben hissediyorum, işte. Belki de havalardandır. Hani onlar da öyle oluyor ya. Sabahtan neşelenip öğleden sonra bulutlanıyor. Ardından şıpır şıpır yağmur. Bu günlerde de ben öyleyim işte. Ne zaman güneş açacağım, ne zaman yağacağım belli değil. Bende, çok eskilerde kalan bir hatıra var gözlerimde.
Gök gürleyip şimşekler çakıyor üzerimde. Şu an yağmurlar süzülüyor gözlerimden. Yağmurlu gözlerle pencereyi kapatıyorum.
Elveda.. _________________
Kayıt: Jun 27, 2006 Mesajlar: 676 Nerden: T.C.sınırları içinden
Tarih: 25.Ağu.2006,Cum 14:16 Mesaj konusu:
Bir insanı hayattan bu kadar uzaklaştıran sebep ne olabilir meryem.
Kimbilir belkide sen haklısın.Yalnızlık bir yaşam tarzı galiba.
Eğer sürekli böyle düşünürsen,kendini hep böyle yalnız görürsün.
Hani mücadele,hani zorluklara karşı savaş.Hep böyle mi düşüneceksin.
Hayat her şekliyle yaşamaya değer.
Önemli olan herşeye karşı olumsuz değil olumlu yaklaşmak. _________________ nerede bir TÜRK varsa,
orada koskoca bir TÜRKİYE vardır.
İnsanın kimi zaman kendini insan selinin arasında yalnız hissettiği durumlar olmuştur,birbirinden bihaber insan seli ortasında cismen tek başına olmasanda,manen yalnız oluruz kimi zaman.Sevgili Meryem sanırım bu durumdasın.Ama dikkatli bakarsak o insan selinde de senin gibi düşünenler vardır muhakkak,dinleyecek bir kişi arıyordurlar onlarda.İnsanoğlu fıtratı gereği yalnızlık durumunda kalmak istemez sürekli,yanında mutlaka birilerinin olmasını ister.Yanlış hatırlamıyorsam Can Yücel'in bir şiiriydi.Orda "kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın...Kendini güçlü hissettiğin kadar güçlü"diyordu şair...
Kimi zaman da insan kendi içine yolculuk yapmak için,kendini dinlemek için yalnız kalmak ister ama bu yolculuğun sonucunda da varacağı yer dahil olduğu hayattır.Ve beybaba'nın da dediği gibi"hayat her şekliyle yaşamaya değer" _________________ Ayşe Nur Kanbur
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız