
HIZIR EKŞİ
 |
Eklenme Tarihi 27.08.2008 Saat: 11:50 Yazar Adı Konuk Yazar |
Ekşioğlu Vakfı Ovit Şenlikleri - İkizdere’nin Sorunları- Beklentiler- Eleştiriler,
Vakfımızın düzenlediği Ovit Yayla Şenlikleri bu yıl 9-10 Ağustos günleri yapıldı. Günlerin programları ve konuk sanatçılar farklı idi. İlk gün hava güzel katılım düşük, ikinci gün katılım yüksek, katılanların havası iyi ama doğal hava, özellikle öğleden sonra kötüleşti. Buna rağmen etkinliklere katılanlar, görsel yayınlarda izleyenler mutluluklarını, hayranlıklarını vakıf yöneticilerine değişik yöntemlerle ulaştırdılar. Övgüler hala devam ediyor.
Olumsuz eleştiriler de var. Vakıf içinden, vakıf dışından. Niyetleri, beklentileri, önyargıları, bilgileri, bakış açıları, vakıfla bağlantıları farklı kişi ve grupların değerlendirmelerinin farklı olması doğaldır.
Ancak vakıf Senedi, ilkeleri ve sorumlulukları açısından, yönetim kurulu başkan ve üyelerine görevleri nedeniyle yapılacak eleştirilerin ancak vakıf meclisi ve üyeleri tarafından yapılabileceği bilinmelidir.
Genel olarak şenliklerde yapılanlar; ailemiz, hısım akrabalarımız, komşularımız, hemşehrilerimiz, vatandaşlarımız arasında iyi ilişkiler dostluklar kurulmasına, özlem giderilmesine, değişik bir coğrafya ve atmosferde mutlu, eğlenceli bir iki gün geçirilmesine, beğenilen değişik sanatçılarla birlikte olunmasının doyumuna varılmasına, temiz hava berrak sulardan haz ve tat çıkarılmasına, her an her şeyi ile değişerek yaşayan ve izleyenlere hayranlık uyandıran vadilerimizin, köylerimizin, yaylalarımızın tanınmasına, doğa ve çevre sevgisinin gelişmesine sebep olmuştur.
Ülkemiz ve insanlarımız içerden ve dışarıdan zorlayan nedenlerle siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda zorlu bir dönemden geçmektedir. İnsanlarımız hem uzun erimli hem de güncel bunalımlar, gerilimler içindedirler.
Böyle bir gerilim ortamında, İyidere’den Çiçekli’ye (Anzer), Başköy’e (Cimil) Sivrikaya’ya (Köhçer), Rize’den Artvin’e, Trabzon’a Erzurum’a Bayburt’tan Gümüşhane’ye Giresun’a büyük illerimiz dahil, bütün Analdolu’dan dilleri, lehçeleri, ağızları farklı gelenekleri kültürleri değer yargıları, eğilimleri istemleri farklı 150 bine yakın insanı 2640 metre yükseklikte Ovit dağında bir araya getirmek büyük bir başarıdır.
Ama asıl övülmesi gereken, 150 binin üzerinde insanın 25 bini aşan araçları ile onca yolları geçerek bir araya gelebilme arzusudur.
Asıl büyük başarı, daha doğrusu büyüklük, iki gün boyunca bu büyük kalabalığın, yasalara bağlı, gelenekleri içselleştirmiş tutumları ile kadınlara, çocuklara ve herkese gösterdikleri dostluk, sevgi, yakınlık ve hoşgörüdür. Bu büyüklüğü o dağ başında bir araya gelen kadını erkeği büyüğü küçüğü, kültürlüsü cahili, hacısı hocası, vakıf sorumlusu devlet görevlisi, köylüsü kentlisi, yerlisi yabancısı, herkes göstermiştir. Görsel medyadan izleyenler de görmüştür. Ne vakıf görevlileri, ne güvenlik güçleri işlerini yaparken bir zorlukla karşılaştı. Değişen hava koşulları sağnak yağmurda bile işler tıkır tıkır yürüdü.
Eğer kendileri istemeselerdi, o büyük insani olgunlukta olmasalardı; siyasal eğilimleri kültürleri inanç dereceleri, varlıkları yoklukları, yetişmişlikleri yaşları, yöreleri, farklı bu büyük insan topluluğunda böyle bir mutlu gün yaşanamazdı. Kimse incinmedi. Kimsenin burnu kanamadı. Önemli bir trafik, sağlık sorunu yaşanmadı. Dostluk yaşandı, kardeşlik yaşandı, hoşgörü yaşandı. Müzik yaşandı. Horon yaşandı. Yeme içme alışveriş yaşandı. Güzel anılara yenileri eklendi. Böylesinin örneği siyasal partiler dahil pek çok sivil toplum kuruluşlarının organizasyonlarında bile yaşanamıyor.
Bunu vakıf başarıyor, çünkü adil davranıyor. Ayırım yapmıyor, eşit davranıyor. Olanaklarını zorlayarak konuklarının bir iki günlüğüne de olsa güzelliği hoşluğu, eğlenceyi, dostluğu yaşamasını istiyor.
Ayrıca vakıf yıllardan beri -hazır bir araya gelmişken- şenliklerde toplanan böyle insan kalabalıklarını kendi özel amacı doğrultusunda fırsat bu fırsat diyerek kullanmıyor. Kurumsal ve kişisel çıkarcılık, bencillik yapmıyor.
İkizdere yaylaları, dağları, vadileri, insanları, doğası ile güzeldir. Cennet gibidir. Fakat arazisi kıt, verimi düşük, ekmeği az, açlığı çoktur. İş alanları yok, işsizlik yüksektir. Bu yüzden İkizdere dışına göç edenler bir hesaba göre kalanların yirmi katından fazladır. Burada yaşayanların sağlıktan, eğitime çevreden sosyal güvensizliğe, topraksızlıktan zor doğa koşullarına, ulaşımdan barınmaya birçok sorunları vardır.
Ama zorlukları çok ekmeği az olan bu vadi farklıdır. Doğası farklıdır. Kültürü farklıdır. Mimarisi farklıdır. Bitki örtüsü farklıdır. Kışı farklıdır. Yazı farklıdır. Yaban hayatı farklıdır. Suyu, yaylası farklıdır.
Vadimizi özgün kılan, güzel yapan bu farklılıklardır.
İkizderelilerin, özellikle İkizdere’de yaşayanların asıl zenginlikleri bu özgün yapı ve bu farklılıklardır. Bunu bir süreden beri birlikte görmeye başladık. Dünyada değişen doğa ve iklim koşulları özgün yerleri çekici yapıyor. Gezginlerin, doğa ve bilim meraklılarının, turistlerin ilgi ve hayranlıklarını uyandırıyor.
İkizdere’de çevre ve doğa bilincinin oluşmasında, gelişmesinde bu kültürün yaygınlaşmasında vakfımızın katkıları yadsınamaz. Görmezden gelinemez. İkizdere’lilerle birlikte vadimizin doğası ve çevresinin korunmasına ilişkin duyarlılığımız HES’lere karşı oluşumuz salt doğa ve çevre kaygılarımızdan da kaynaklanmamaktadır.
Ana neden ekonomiktir.
İkizdere’de yaşayanların ekonomik gelecekleridir. Asıl itici neden bugünün ve geleceğin İkizdere’lilerinin yaşamlarıdır. Çünkü İkizdere vadisinde yapılmış ve yapılacak HES’ler birer ekonomik kuruluşlardır. Üretime başladıkları zaman ülkemizin enerji gereksinimine küçük bir fayda sağlayacaklardır. Asıl büyük yararı yapımcılar görecektir. Asıl voliyi onlar vuracaklardır. Sudan para kazanacaklardır. Bu vadide yaşayanların bu gelirden hiçbir payı olmayacaktır.
Eğer bu projelerden vazgeçilirse turizm ve turizm yatırımlarında bir patlama olacaktır. İkizdere vadisi turizm konusunda Karadeniz bölgesinin yatırımcılar açısından önde seçecekleri yer olacaktır. Kış turizmi, yaz turizmi termal turizm, yayla turizmi, köy turizmi, gelişecektir. Vadi su sporlarına, dağları ve yaylaları kış sporlarına, orman ve yaylaları av sporlarına ve yatırımlarına büyük olanaklar sağlayabilecek özelliklerdedir. Turizm tesisleri yapıldığından tesis yapım ve işletmecileri kazanacaktır. Onların yapım ve işletmelerinden doğan karlardan devlet yine kazanacaktır. Ama bu kere oluşacak büyük istihdam olanaklarından ve insan hareketliliğinden İkizdere esnafı ve İkizdere’deki işsizler kazanacaktır. İkizdere’li kalkınacaktır.
Durum bu kadar açıktır.
Şimdi hükümetler, siyasiler oylarımızla desteklediğimiz seçilmişler, bürokratlar İkizdereliler, Rizeliler, Karadenizliler ve diğerleri kim kimden yana olacaktır.
Kimler hangi projeleri destekleyecektir?
Soru budur. Sorun buradadır.
Yetkililerden has çevreci olmalarının yanında İkizderelilerin ekonomik çıkarlarının yanında olmalarını da istiyoruz.
Bir çok İkizdereli gibi biz de safımızı belirledik. Yerimiz İkizdere’de yaşayanların İkizdere’lilerin yanıdır. Karadeniz’de İkizdere’ye benzer sorunları olanların da yanındayız. Onların ekonomik geleceklerinin de yanındayız.
İkizdere’liler İkizdere’ye çok şey yaptı. Devletin yapması gereken temel yatırımları İkizdere’liler yaptı. Şimdi İkizdere’liler devletten bir şey istiyor. Hem de çok istiyor!. Devletimizin karar organı hükümete İkizdere’li oylarıyla destek verdi. Şimdi hükümetin İkizdere’lilerin çıkarlarının yanında olmasını istiyor. Bu da bu kadar açık ve nettir.
Belki bu istem yeterince gür seslendirilemiyor. Farklı düşünenler var. Önce İkizdere’liler ortak çıkarlarının nerede olduğunu uygar bir biçimde ve bilgi ile tartışarak bulmalıdırlar. İşte sivil toplum örgütlerinin de asıl görevleri budur. İkizdere’liyi doğrunun yanında birleştirmek. Vakıflarımız, derneklerimiz, federasyonlarımız! Konfederasyonlarımız! Bu birleştirmeyi yapsınlar.
Toplumsal sorunlar; hele yöresel sorunlar kişiselleştirilmeden, şova dönüştürülmeden, medyanın geçici parlak aldatıcılığına kapılmadan bilimi, bilimsel yöntemleri kullanarak sorun sahiplerince, onların sahiplenmesi, istemesi ve kararlı tutumları ile çözümlenir.
Duyarlı olmak yetmez. Hepimizin çevreci olması çevreye duyarlı olması da gerekmez. Ekonomik çıkarlarımızın, İkizdere’lilerin ekonomik çıkarlarının yanında olmalıyız. Çok tutarlı kararlı olmak ve bunu İkizdere halkı ile paylaşmak gerekir. En az yapımcılar, yapıma karar vericiler kadar kararlı olmak, onlar kadar cesur olmak zorundayız. Onlar yeni çıkarlar elde etmenin, biz ise çıkarlarımızı korumanın peşindeyiz. Hak bizim. Hakkımızın savaşımını vermeliyiz. Çok şey yapıldı. Daha çok şey yapmalıyız. Yılmamalı, korkmamalıyız.
Siyasi iradenin gücünü o siyasi iradeye destek veren halk belirler. Ben yaptım oldu anlayışı çağdaş bir anlayış değildir. Halkla tartışmak, halkın düşüncesini almak demokratik yaşamın olmazsa olmazıdır. Halkın gerçekçi ve haklı istemleri karşısında siyasal irade duyarsız kalamaz. Amir memur ilişkisi içinde değiliz. Önce bu bilinç ve bilgiyi içselleştirmeliyiz.
Yaptıran da yapan da bilsin ki; yanlış hesap bağdattan döner.
Yapımcılar ayrıca bilsin ki saman döner sap döner gün gelir hesap döner.
İkizdere’liler de bilsin ki; vadilerini ancak kendileri koruyabilir. Önce buna inanmaları gerekir. Çıkarlarının bir olduğunu görerek birlik olmaları gerekir. Mülkünü koruma güdüsü ve hakkı temel bir güdü, temel bir haktır. Mal sahibi kadar hiç kimse güçlü olamaz. Buna İkizdere’lileri inandırmadan Karadeniz’i Türkiye’yi dünyayı inandırmanın bir yararı yoktur. Ve imkansızı zorlamak olur.
Sorun İkizdere’dedir. Çözüm İkizdere’lilerdedir.
Şimdi İkizdere’de var olan dernek ve vakıflarla yeni oluşturulmuş dernekler, birlikler, federasyonlar, bölgesel ve hatta ülke çapında isimlendirilen sivil toplum örgütleri etkili ve yetkililer içinde sadece Ekşioğlu Vakfı özellikle de başkanını sözlü ve yazılı eleştiri bombardımanına tutmak, yapılanlar yapılmayanlar açısından değerlendirildiğinde çok abartılı değil midir? Haksızlık değil midir? Vicdanları biraz sızlatmaz mı? İçimizi kanatmaz mı?
Kaldı ki; o dağ başında, soğuğun rüzgarın şiddetlendiği yağmurun hızla yaklaştığı, insanların endişelenmeye başladığı bazı sevdikleri sanatçılarla birlikte olmak için sabırsızlandıkları ortamda söylenebilecekler de söylenmiş iken, falanca niye sahneye çağırılmadı? Şuna niye söz verilmedi? Buna niye yer verilmedi? Dernek başkanı dışlanmaya mı çalışıldı? Gibi sorular, iyiniyet, kaygı sorgulamaları, aymazlık, evrilip çevrilmek, yüreksizlik gibi nitelemeler doğru değil. Haklı hiç değil.
Kişisel kaygılarla anlamsız kuşkularla, gereksiz fantezilerle kırıcı söylemlerle gücümüzü bölmeyelim.
Unutmayalım ki çevremizin, doğamızın, mallarımızın korunması ve yöre insanının yaşadığı zor hayat her birimize ağır sorumluluklar yüklemektedir.
|
|