
Bölge insanımız yıllar önce geride bırakıp gittiği yerlere dönmeye başladı. İster tatil, ister gezme, ziyaret, nostalji amaçlı olsun, bölge turizmi ve ekonomisi açısından da, taraflar açısından da faydalı sonuçları olan bir iç turizm oluştu. Deyim yerindeyse karadeniz hem yöre insanı tarafından, hem de diğer insanlar tarafından adeta yeniden keşfedildi.
İnsanlar, doğup büyüdüğü yelere dönüp, akrabası ile komşuları ile toprağı ile kucaklaşıp hasret gideriyor. Nostaljiyi yaşayıp sılayı rahım yapıyor. Hatta kentteki hemşehrileri ile bu topraklarda birlikte oluyor, bu rahat ve büyüleyici atmosferde daha samimi ve sıcak ilişkiler kuruyor. Hatta ilginçtir; şehirde bazı hemşehrilerimiz birbirlerini görüyor ve buluşuyorlar.
Bu hareketle birlikte yeni evlerde yapılmaya başlandı. Buraya kadar herşey çok güzelken işte burada sorun başladı. Yeni yapılan bu evler, buradaki geleneksel biçimi, tarzı ve oluşmuş olan dokuyu bozduğu gibi, bunlar, bu tepelerde, yamaçlarda bitki örtüsünde yapılacak evler değiller. Bu kadar bakir yeşil ve doğal bir coğrafyada böylesine, doğal olmayan malzemelerle yapılan, bölgeyle bir ilişkisi ve bağı olmayan bazen çok katlı, apartmanımsı çirkin yapılar. Kullanılan malzemelerin kendi içinde bir bütünlüğü ve tarzı olmadığı gibi bilakis farklı konsepti olan malzemeler aşure gibi kullanılmış. Bazen de farklı olmak adına, değişik bir şeyler yapayım derken bu çirkinlik ve uyumsuzluk daha da derinleşerek artmış.
Karadenizin mimarlığımızda ve kültürümüzde özgün bir yapı tarzı ve mimarisi vardır. Bu yapıların bir kişiliği ve kimliği vardır. İTÜ Mimarlık Fakültesinden, Prof. Afife BATUR “ karadenizde yöresel mimari ” adlı kitabının önsözünde şöyle diyor ; “ Doğu kardenizin zengin bitki örtüsü ve orman içinde oluşmuş kırsal yerleşmeleri kendine özgü bir model. Bu özgünlüğün kamuoyuna yansıtılmasını, bilim ve kültür çevrelerince de bilinmesini sağlayacak çalışmalar KÜLTÜREL SORUMLULUKTUR.”
Bölgemiz insanı ne yazık ki, sahip olduğu doğal güzelliğin, zenginliğin ve mirasın farkında ve de şuurunda değil. Olaya “ kendimize ev yapıyoruz ” gibi tekil bir mantıkla bakıldığını görüyorum. Halbuki şöyle bir geriye çekilip daha geniş bir açıyla, mahalle, köy ölçeği ile, olaya bir bütün ve fotoğraf gibi bakabilsek, işin vehameti tam değilse de bir miktar anlaşılacaktır sanıyorum. Şahsen bir fotoğraf gibi baktığımda şunu görüyorum. Bir ressamın, sanatçının yaptığı çok güzel bir tabloya ressam olmayan birinin yapmış olduğu resmin içeriği, teması ve anafikri ile alakası olmayan bazı yapıştırmalar. Farklı yerlerden kopmuş gelmiş fotoğraf kareleri yada boya bulaşması gibi.
Evimizin salonu, mutfağı, banyosu nasıl ev bütününün bir parçası ise ve evi oluşturuyorlarsa, evlerde sokakları, mahalleleri köyleri meydana getirirler. Bütünün parçası olduklarından, o bütünle estetik, foksiyonel, uyumlu ve de anlamlı bir ilişkisinin olması gerekir. Bu yemyeşil bitki örtüsünde ve doğal ortamlardaki evlerin dağ evi, kır evi gibi genelde “ country tarz ” denilen bir tarzı olur.
Bölge insanımız her alanda olduğu gibi burada da kollektif olamama ve bireyci yaklaşımın bir yansımsını gösteriyor. Ne yazık ki bu özeleştiriyi yapmak durumundayım.
Doğu insanı yapı olarak, yapmadan önce fazla düşünmez genelde.halbuki batıda, düşünme, etüd etme, araştırma tasarlama çok fazla zaman alır. Geri dönüş maliyeti olmadığından da iyi sonuçlar elde edilir. Özellikle japonlar buna daha fazla zaman ayırırlar. Belki başarılı ve sonuç elde etmenin önemli bir nedenidir bu.
Karadeniz insanının çoğunda temel bir yapı tekniği bilgisi vardır. Biraz daha sorumlu ve bilinçli davranılsa, gerektiğinde destekte alarak iyi şeyler ortaya çıkarabileceğine inanıyorum.
Bu doğal ortamlarda, özellikle evlerin dış cephelerinde kullanılan malzemeler, hiç tartışmasız taş ve ahşap olmalı. Bu malzemelerin bir çok versiyonu mümkün. Bana göre bunları çokta işlemeden, inceltmeden kullanmalıyız. Şehirlerde ahşabın ve taşın hakikisini bulmak çok zor ve de pahalı. Yapay taşlar, taş görünümlü malzemeler, ahşap görünümlü ve ya kaplı plastik örnekleri yığınla. Hatta bunları biraz da eskitilmiş ve doğal göstermek için yeni teknolejilerle pahalı uygulamalar yapılmaktadır. Bir siteye isim verirken, etrafında iki ağaç ve biraz yeşil varsa, yada ormanı görüyorsa, hemen koru evleri, çamlık villaları gibi isimlerin verilmesi boşuna değil. Bir ihtiyacın ve arzunu göstergeleri.
Bizler ise bize sunulan bu doğal ortamı, zengin mirası göremeden, yöresel malzemeyi bırakıp, uzaklardan temin edilen beton plastik cam mozaik vs. gibi yapay malzemelerle, tasarlanmamış yapılar yapıyoruz. Geçen yaz, Sayın Başbakanımızın bir karadeniz yaylasında haklı şikayet ve isyanını basından öğrendik. Gerçekten bazı yerlerde iş facia boyutuna kadar varmış.
Bu güzelim yeşil yerler, serin iklimiyle doğal güzelliği ile tüm Türkiyenin ve dünyanın keşfetmekte olduğu ve gelecekte daha çok arayacağı yerler olacaktır. Doğal güzellikler insan eliyle oluşturulamıyor, ama ne yazık ki insan eliyle bozulup tahrip edilebiliyor. Burada derneklere, yayın organlarına, muhtarlara bilinçlendirme ve sorumluluk anlamında tesiri olacak herkese iş düşmektedir. Bir çin atasözü ile bitiriyorum: “ Bu dünya bize atalarımızdan kalan bir miras değil, bilakis çocuklarımızın ve torunlarımızın emanetidir. ” Öyleyse bizde bu emanete hıyanet etmeyelim.
OSMAN DEMİR
MİMAR |