BİLİM ADAMI GÖZÜYLE
Tarih: 02.06.2008 Saat: 06:48 Gönderen: editor
|
|
Misafir bildirdi: " İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Erdin, özelde Senoz Vadisi, genelde Rize Havzası için yaptığı incelemelerini bir raporla kamuoyumuza sunmuştur.
Bu raporu kısaltarak hemşehrilerimizi bilgilendirmek istiyorum.
Prof. Dr. Erdin, değerlendirmelere geçmeden önce, karar vericileri bağlayıcı bazı belgeleri,
ulusal - uluslararası yasa ve sözleşmeleri de kısaca özetlemiştir.
ULUSAL – ULUSLARARASI YASA ve SÖZLEŞMELER
1- Anayasa'nın 56. maddesi:
Herkes sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ve vatandaşların görevidir.
2- CİTES (Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin
Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme) sözleşmesi ile korunan türlerden
birinin bulunması halinde bu türün habitatının (yaşam ortamının) korunması
taahhüt altına alınmıştır. Bu taahhüdün ihmaline neden olacak her türlü
faaliyet, adı geçen sözleşmenin ihlali anlamına geleceğinden durdurulması
devletin yükümlülüğü altındadır.
3- Berlin sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının
Korunması Sözleşmesi) 1979'a göre korunan alanlardaki habitatların (yaşam
ortamlarının) öncelikli olarak korunması gerekir.
4- Barselona sözleşmesine göre de koruma kapsamı altındaki bölgelerin
her türlü tahrip edici faaliyetlerden uzak tutulması gerekir.
5- 2000 yılında Türkiye'nin de katıldığı doğanın ve çevrenin
korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelerden biri de "Avrupa Peyzaj
Sözleşmesi"dir. Söz konusu sözleşmede de doğal alanların Avrupa düzeyinde
korunmasının esas olduğunu içeren temel ilkeler yer almaktadır.
6- Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio 5 Haziran 1992) ve Çevresel
Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya
Başvuru Sözleşmesi (Aarhus 25 Haziran 1998) uluslararası sözleşmeler de
doğal ortamlarda herhangi bir faaliyete karar vermeden önce başvurulması gereken
sözleşmeler olarak bilinmelidir.
7- Bilindiği gibi Anayasa'nın 90. maddesine göre temel hak ve
hürriyetlere ilişkin uluslararası anlaşmalar imzalanmalarıyla birlikte
yürürlüğe girmekte ve iç hukukun bir parçası haline gelmektedir. Yine taraf
olduğumuz uluslararası sözleşmelerin anayasaya aykırılığı ileri
sürülemediğinden, yürürlükte olan bir kanunla çelişik hükümler içermesi
halinde üstünlüğe sahiptir.
Bütün bunlar doğal alanları, dolayısıyla çevre sağlığını korumak ve çevre
kirlenmesini önlemek gibi anayasal görevlerin yerine getirilmesinde iç
hukuka yönelik herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılırsa, bu hükümlerin
iptali mümkündür
Doğu Karadeniz Bölgesi, doğasında birçok endemik tür barındıran büyük bir
ekosistemdir. Ekosistem tüm bileşenleriyle, flora ve faunasıyla (ot, çiçek,
ağaççık, ağaç, hayvanlar) bir bütündür. Söz konusu bütünün bir bölümü farklı
amaçlar için (maden, yerleşim, ulaşım v.d.) kullanılması ancak ve ancak çok
titizlikle planlanmış doğa dostu projeler aracılığıyla olasıdır. Doğa dostu
olmayan yaklaşımların sonuçları biz insanlığa doğal felaketler olarak geri döner.
Çünkü DOĞADAN YARARLANMAK BİLİM'dir, SANAT'tır, KÜLTÜR'dür. Bilimsel
ilkeleri dikkate almayan projelerin ekosistemde oluşturacağı tahribatın
değerlendirmesinde hiçbir ölçüt, ekosistemin geri kazanılmasında ölçüt
alınamaz. Ekosistem tüm canlıların ortaklaşa oluşturdukları bir yaşam
alanıdır, herhangi nedenle bileşenlerinden birinin tahrip edilmesiyle
çökmeye başlar ve sonuç doğal bir felakettir.
Doğu Karadeniz Bölgesinin Fırtına, İkizdere ve Senoz gibi vadileri olağanüstü
ekosistemiyle insanı bütünleştirmiştir. Havzanın doğal yapısı, akarsuyu,
yamaçları ve bitki örtüsü inanılmaz bir denge içinde olup, yörenin insanları
bu doğal denge içinde yerlerini almışlar; doğa koşullarının kendilerine
sunduğu imkanları, yüzyıllardır özümsemiş biçimde doğayla bütünleşerek
hayata geçirmişler, doğaya zarar vermeden ondan yararlanma kültürüne
ulaşmışlardır. Yörenin çay dışında ekonomik değeri olan herhangi bir üretimi
yok denecek kadar azdır. İşsizliğin hakim olduğu yörede herhangi bir iş imkanının
yaratılması hayata bağlanmanın en önemli beklentisidir. Havzada uygulama
aşamasına gelmiş çalışmalarını sürdüren Hidroelektrik Santrali firmalarının
yöre halkından bazılarınca hoş karşılanmasının önemli bir nedeni de budur.
Havzanın doğal yapısı sadece orman yollarının genişletilmesi, yeni ulaşım
yollarının açılması, denge bacaları, boru hattının geçirilmesi, tünellerin
açılması gibi çok kapsamlı ve doğrudan doğal yapıya müdahaleye yol açan
proje uygulamaları ile tahrip edilmektedir. Bu tahribat sadece doğal örtünün
kaldırılması değil, doğa tahribinin ikinci adımı olan kazı çalışmalarından
oluşan hafriyatın döküleceği yer maalesef yine doğal alanlar olmaktadır.
Hafriyat döküm alanları dikkate alındığında doğanın tahribi katlanarak
artmakta, dinamitlenen kayaların vadilere yuvarlanarak atılması vadinin
doğal topoğrafik yapısını değiştirmekte ve ekosistem adeta yok edilirken
erozyon koşulları en çarpıcı biçimde hazırlanmakta ve derelerden toprak akmaktadır.
Kazı ve dolgu sonucu vadilerin akarsuyunun adeta toprak taşıyan bir su kanalı
haline geldiğini gösteren bazı örnekler söz konusudur.
Vadiler üzerinde ağır iş makineleriyle gerçekleştirilen tahribat sonucu,
havzanın toprak yapısını doğrudan etkileyecek, dolayısıyla doğal yaşamı
altüst edecek ham toprak vadinin her noktasında, gelecek ilk yağmurlarla
taşınmaya hazır bekletilmektedir.
Vadilerin tabanına doldurulan tonlarca büyüklükteki kayalar, dökülen toprak ve
sökülen ağaçların değerlendirilecek gövde dışındaki atıkları, vadilerdeki
yerleşim yerlerinde sel felaketinin oluşmasına neden olacak konumdadır.
Yaşanan olumsuzlukların daha iyi kavranabilmesi için bölgeden bazı
görüntüleri izlemenin yeterli olacağı kanaatindeyiz.
SONUÇ:
Doğu Karadeniz Havzası vadileri olağanüstü ekosistemi (doğal yapısı) ile
ülkemizde yaşanan enerji yetmezliği sorununun çözümüne
katkısı olacak Hidroelektrik Santrali projelerinin inşasına açılıyor.
Doğadan, akarsularımızdan yararlanarak enerji üretmek mümkün değil mi veya
doğal kaynaklardan yararlanılmasın mı?
Doğal kaynaklar insanın yararlanma kaynaklarıdır. Ancak, ulusal bazda olduğu
kadar uluslararası düzeydeki sözleşmelerle de güvence altındadır. Doğadan,
doğal kaynaklardan yararlanmanın temel çıkış noktası "sürdürülebilir çevre"
ilkeleri olup, bilimsel verilere dayalı sürdürülebilirlik ilkesinin
yaşatılmasıyla yararlanma, bir başka deyişle,doğayı tahrip etmeden yararlanma esastır.
İlk bakışta boşuna akan sulardan elektrik enerjisi elde etmek gibi en temiz
enerjinin elde edilmesi şeklinde savunulabilecek bu yaklaşımın, uygulanacağı
yer önemlidir. Böyle proje türleri için seçilen vadiler (İkizdere, Fırtına ve Senoz )
talihsiz bir seçimdir. Böylesi projelerin uygulanacağı vadiler dünyaca ünlü
ve korunması gerekli ekosistemlerin yer aldığı vadiler kesinlikle
olmamalıdır.
Böyle bir vadinin seçilmiş olması ve yapılan uygulamalarda yaşananlar proje
bazında yapılan bir değerlendirme sonuçlarına göre dahi;
· Yüz binlerce ağacın ve yaşam ortamlarının yok edilmesi (Örneğin,
25 m genişlikte bir yol veya kanal açılmasında her kilometre için
25mx1000m=2,5 hektar, hektar başına 700 ağaç ise 2,5x700=1750 ağaç, 30 m'lik
bir yol veya kanal için ise aynı hesap yöntemiyle 2100 ağaç yok
edilecektir).
. Hafriyat sonucunda yüz binlerce hektar orman alanı (doğal alan) toprağıyla
birlikte tahrip edilecek.
· Hafriyat sonucu ham toprak, taş ve kayalar doğal örtünün üzerine
dökülecek, ham toprağın bugünkü verimliliğine gelmesi için yüzlerce yıl
beklenecektir.
· Vadi tabanına doldurulan kayalar, toprak, çakıl, ağaç artıkları,
gövde ve dallar vadideki doğal akışı etkileyecek ve taşınan materyalin bir
yerlerde birikmesiyle sel ve taşkın felaketleri oluşacaktır.
· Vadilerin taban sularındaki yeni yapı oluşumdan su ekolojisi olumsuz yönde
etkilenecek, konunun uzmanları bunu tüm boyutlarıyla değerlendirecektir.
(Bu konuda deniz bilimleri ve su ürünleri konusunda uzman ayrıntılı bir
rapor hazırlamıştır.)
· Vadiye bırakılan suyun ölçüsü ve ekolojisinde yaratacağı
olumsuzlukların yanı sıra vadinin klimatik koşullarını da değiştireceğinden
ekosistemin eskisi gibi olması beklenmemelidir.
· Projelerin uygulama izni için gerekli ÇED raporları gerçekçi
değildir. Biyolojik çeşitliliğin doğal ve kültürel değerlerin korunması
konusunda gerçekçi yaklaşımları içermediğinden eksiktir, yetersizdir, hatalı
uygulamaları göz ardı ettiği için ülkemiz doğal kaynaklarının yok edilmesine
yönelik sorumluluklar taşımaktadır.
· Havzada yaratılan olumsuzluklarla, sadece ağaçlar değil, onlar kadar
Ekosistem de yok edilmektedir. Enerji sağlanmasıyla hangi boyutta
kazanım sağlanırsa sağlansın, bu kazanım, ekosistemin değerinin yanında
mikron kırıntılarıyla ölçülebilecek bir kazanımdır.
· Yöre halkının işlendirilmesi geçici bir süre olup, beklentileri
karşılamayacaktır. Ayrıca, yörenin esas ekonomik kazanımı olması gereken
turizm konusunda da negatif etkisi vardır.
· Bu uygulamalarda kamu yararı değil, kamu zararı söz konusudur.
Tüm bu nedenlerle havzamızdaki yanlış HES projeleri, yol yakınken,
kesinlikle durdurulmalı ve aşağıda dile getirilecek öneriler doğrultusunda
hareket edilmelidir.
ÖNERİLER
Ülkemiz topraklarının tartışmasız rasyonel değerlendirilmesi hemen hemen
olası değildir. Bunun nedeni topraklarımız için genel geçerli "Arazi
Kullanım Planları"nın yapılmamış olmasıdır. Bir ülkenin arazi kullanım
planları, yani yerleşim yerleri, tarım alanları, otlaklar, orman alanları
gibi alanların nerelerde ve neden olması ve korunması gerektiğini gösteren
planlar çağdaşlık düzeyinin göstergesidir. Söz konusu planlar doğadan
yararlanma ve doğal kaynakların planlanması konusunda temel veriler içerir
ve siyasi iktidarların doğrudan müdahalesine kapalıdır. Örneğin herhangi
siyasi iktidar Bursa veya Adapazarı Ovasını sanayi alanı olarak veya
yerleşim alanı olarak planlayamaz, planlayamamalıdır. Doğal çevrenin
sürdürülebilirliği ancak bu şekilde sağlanır.
Arazi kullanım planları tüm uzmanlık alanlarını kapsayacak biçimde her
alandan katılacak uzmanların (tarımcı, ormancı, iktisatçı, yönetim bilimci,
toplum bilimci v.d.) ortaklaşa ürünü olmalıdır. Tartışılıp son şeklini alan
arazi kullanım planları ülkenin geleceğini tanımlayan planlar olarak kabul
edilerek, tüm siyasi kararların altlığını oluşturmalıdır. Kesin
değiştirilemez planlar yerine, kamu yararına, üstün kamu yararına dayalı
talepler doğrultusunda yine aynı uzmanlardan oluşan çalışma gruplarının
onayı alınarak yapılacak değişikliklere açık, esnek olmalıdır.
Arazi Kullanım planlarında birim üniteler olarak havzalar alınabilir.
Planlamalar havza bazında yapılabilir. Havza bazında planlamalarda, havzada
yaşayan halkın karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalıdır. Demokrasinin
çağdaş yapı taşlarından "katılımcılık" ilkesinin hayata geçirilmesiyle,
havza bazında yapılacak planlamalarda yönetenlerin yanında yönetilenlerin de
karar alma süreçlerine katılımının sağlanmasıyla birçok olumsuzluğun önüne
geçilebilir. Değerlendirilecek alanlar doğal alanlar olunca katılımın önemi,
havza bazından vadilere (havzaların alt birimi) inildikçe giderek
artmaktadır.
Sonuç olarak İkizdere, Fırtına ve Senoz vadilerinin Hidroelektrik Enerji
üretimine açılmasının planlama sürecinde yöre halkının katılımı sağlanmamış,
yaşanan olumsuzlukların katlanarak ötelenmesine,
havzada yaşayan insanların tepkilerinin uzlaştırılamamasına yol açılmıştır.
Havzanın hoyrat tasalluttan kurtulması için henüz her şey bitmiş değildir,
yöre insanının doğadan yana tepkilerini dikkate almak gelecek kuşakların kazanımı
olacaktır.
Yöre insanının ekonomik kazanımı başka şekillerde planlanabilir. Eğer doğaya
dokunulmayacak ve korunacaksa yörenin doğası Eko Turizm - Doğa Turizmi için
termal kaynaklar dahil her türlü doğal kaynağın doğa dostu projeler olarak
hayata geçirilmesi, yöre halkında zaten var olan "doğadan yararlanma
kültürü"nü zenginleştirecektir.
Doğadan yararlanmanın BİLİM, SANAT ve KÜLTÜR ayakları sağlamlaştırılırsa
yöre, olağanüstü doğasıyla dünyanın önde gelen EKOLOJİK TURİZM alanlarından
biri olmaya adaydır.
SONSÖZ
Dünyada ender rastlanan Doğu Karadeniz vadilerinde (İkizdere, Fırtına,
Senoz) insan-doğa ilişkisinin en ayrıntılı modelini görünce, bu modelin
nasıl bir arada sevgi-saygı-dostluk-dayanışma içinde bir doğa kültürü
oluşturduğunu kavramak zor olmuyor.
Yöreden yetişen bir dizi aydın insan gücünün büyük kentlerde ve ülke
yönetimindeki izleri, vadilerin insan boyutunun kanıtıdır. Yani vadilerimiz sadece ağaç yetiştirmiyor; yöremizde sevecen, hoş görülü, sosyal, doğa dostu, entelektüel insanların da yaşadığını ve ülke yönetimini doğrudan etkilediğini hatırlamak gerekir.
İnsanımız, önemsenmeyip karar süreçlerinde yer almadığı HES uygulamalarının seyircisi, mağduru ve mazlumu olmaya zorlanamaz.
Devlet organlarının, bilim adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve çevre halkının olduğu kadar, var olması gereken ve bulmayı umduğumuz sosyal sorumluluk bilinciyle HES firmalarının da yaşanan gerilimli sürecin yönetilmesinde üzerlerine düşen ihmal edilemeyecek görevler vardır."
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|