CUMHURİYETİMİZ ZOR KAZANILDI!

Osmanlı İmparatorluğundan çağdaş devlet modeli Cumhuriyete geçerken karşılaşılan güçlüklerin aşılmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün etkin önder kişiliği, vatanseverliği, idealistliği, ileri görüşlülüğü, yöneticiliği, rehberliği, birleştirme, bütünleştirme ve onarma gücü, canlı, insan ve millet sevgisi, devrimciliği daha da çoğaltılabilecek nitelikleri etkin rol oynamıştır.

Dış ve iç düşmanın varlığı birleştirici bir unsurken, mücadele içinde var olanlar aralarındaki diğer fikir ayrılıklarını ertelemişlerdi. Ulusal Kurtuluş mücadelesi başarılı olunca, mücadeleyi yürüten önderle arasında bölünmeler ortaya çıkmıştı. Zafer görünebilir bir hale geldiği anlarda, düşmanın birleştirici gücü zayıflamaya başlamıştı.

CUMHURİYETİMİZ ZOR KAZANILDI!

Savaş bitince normal yaşama dönünce siyasi ve soysal olarak krizlerin doğması normal bir sonuçtur. Mücadeleye katılanların her birinin şimdi ne yapılması gerektiği hakkında düşünceleri vardır. Ne yapılması gerektiği üzerinde çoğunluk sağlayan bir grup ise yönetimi ele alır. Sık rastlanan bir olgu ise Kurtuluş mücadelelerinin ortaya bir ulusal lider çıkarması ve mücadele, savaş sonrasında devrimlerin o lider tarafından onun önderliğinde yapılmasıdır. Mustafa Kemal, mücadelenin başında önderler arasında en önemlisi iken kısa bir süre içinde tek önder durumuna geçmişti.

Türk Kurtuluş savaşından sonra ne yapılacağı, mücadelenin en şiddetli geçtiği anlarda bile tartışma konusu olmuştu. Türk Ulusal mücadelesini diğer mücadelelerden ayıran en önemli husus, mücadelenin hem dış düşmanlara karşı hem dış düşmanlarla ilişki içinde olan yerli işbirlikçilere karşı hem de İstanbul hükümetine karşı yapılmış olmasıydı.

Anadolu mücadelesi bir anlamda bir yandan halk adına diğer yandan da Saltanat ve Hilafet adına yürütülmüştü. Dolayısı ile amacın bir milli devlet kurmak mı, yoksa eski hanedan rejimini ihdas etmek mi olduğu kesinlikle açıklanmamıştı. Bu belirsizlikten doğan çatışma ta Yunanlılarla kesin savaş başlamadan ortaya çıkmıştı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis üzerinde kurduğu hakimiyeti uygun bulmayan bir grup, ona karşı cephe almıştı. Ali Fuat Cebesoy, Mustafa Kemal’e çatışmanın yalnız şahsına yönelik olmadığını ve zamanla Cumhuriyetçilerle Meşrutiyetçiler mücadelesi şekline gireceğini söyleyerek onu uyarmıştı.

Atatürk bu konuda karşı düşüncelerini Nutuk’ta şöyle açıklamıştı;

“…Tarihin bu kaçınılmaz akışını ilk anda ben de gördüm ve sezinledim. Ancak sona kadar tüm evreleri kapsayan sezgilerimizi ilk anda tümüyle açığa vurmadık ve dillendirmedik. Gelecekteki olasılıklar üzerine fazla konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve nesnel savaşıma, hayal niteliği verebilirdi; dış tehlikenin yakın etkileri karşısında, üzüntü duyanlar arasında, geleneklerine ve düşünme yeteneklerine ve ruhsal durumlarına aykırı bulunan olası değişikliklerden ürkeceklerin ilk anda direnmelerine yol açabilirdi. Başarı için pratik ve güvenilir yol her evreyi vakti geldikçe, uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için hayırlı sonuca götürecek yol bu idi. Ben de böyle yaptım. Ancak bu pratik ve güvenilir başarı yolu, yakın çalışma arkadaşım olarak tanınmış kişilerden bazılarıyla aramızda, zaman zaman görüşlerde, davranışlarda, yaptıklarımızda asal veya ikinci derecede birtakım anlaşmazlıkların, kırgınlıkların ve hatta ayrılmaların da nedeni ve etkeni olmuştur. Ulusal savaşıma birlikte başlayan yolculardan bazıları, ulusal hayatın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar gelen gelişmelerinde, kendi düşünce ve ruh yeteneklerinin sınırı aşılınca bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır. Bu noktaları, aydınlanması için, kamuoyunun aydınlanmasına yarasın diye, sırası geldikçe, birer birer belirtmeye çalışacağım. Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki, ben ulusun vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş, sırası geldikçe bütün toplumumuza uygulatmak zorunda idim…”

Saltanat kaldırıldıktan ve Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra TBMM’de en çok gün yüzüne çıkan konu, yeni devletin özelliği idi.

Kurtuluş Savaşı devam ettiği için ülkenin birlik ve beraberliğinin bozulmaması açısından devletin yönetim şekli belirlenmemişti ancak Mustafa Kemal Paşa, daha Erzurum Kongresi sırasında, zaferden sonra saltanatın kaldırılıp yerine hükümet şeklinin cumhuriyet olacağını söylemişti. 23 Nisan 1920’den beri Türkiye’yi idare eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millî egemenlik esasına dayanıyordu. Bu, adı konulmamış bir cumhuriyet yönetimiydi. 20 Ocak 1921 tarihli anayasada “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” deniliyordu. Bu, yeni rejimin ilân edilmemiş bir cumhuriyet olduğunu gösteriyordu.

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla başlayan Cumhuriyet uygulaması, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla düzen değişikliğini açıkça ortaya koydu. 11 Ağustos 1923’te 2. TBMM çalışmalarına başladı ve inkılâpların gerçekleşmesi amaçlı, fikir birliği içinde ki milletvekilleri bir araya gelmiş oldu. 13 Ekim 1923’te anayasaya konan ek bir madde ile Ankara genç devletin başkenti oldu. Böylelikle hükümet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki tartışmalara son verildi. Cumhuriyetin duyurusu amaçlı de bir hamle atılmış oldu. Zira yepyeni başkentimiz, yepyeni idare biçimi iletisi veriyordu.

25 Ekim 1923’te hükümetin istifası, Mustafa Kemal Paşaya, cumhuriyeti ilân etmek için beklediği fırsatı verdi. 28 Ekim 1923 akşamına kadar hükümetin kurulamaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde arkadaşlarına “Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.” diyerek fikrini açıkladı. O gece İsmet Paşa ile birlikte 1921 Anayasası’nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir.” hükmünün yer aldığı tasarı üzerinde TBMM’de yapılan konuşmalardan sonra cumhuriyetin ilânı 29 Ekim 1923’te kabul edildi. “Yaşasın cumhuriyet!” sesleri arasında alkışlarla cumhuriyet ilân edildi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, yepyeni Ülkemiz Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Cumhuriyetin getirdiği çağdaş dünyanın hukuk sistemi bize adalet, eşitlik, özgürlük ve ahlak erdemliliği sunmuştur. Erdemli insanların, Türk milletinin yapısına en uygun yönetim şekli olan cumhuriyet rejimine sahip çıkmak ve onu yaşatmak, hepimizin başlıca vatandaşlık görevidir.

Yaşasın, Var Olsun Cumhuriyet!

Nizamettin Biber

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.