HUKUK’UN ADALETİ

Bir toplumda kişiler arasındaki farklılıkların yaratacağı sürtüşmelerin ve çatışmaların önlenmeleri veya çözümlenmeleri için çok çeşitli çıkarlar arasında bir dengenin sağlanması gereklidir. Bu ise, önce neyin kime ait olduğu yolunda akıl ve duygular aracılığı ile yapılacak bir değerlendirmeye bağlıdır. İşte burada sözü edilen değerlendirmenin ölçütü insanlardaki “adalet” düşüncesidir.

Adalet herkese, kendine ait olmanın tanınması yolunda insanın akıl ve duygu aracılığı ile yaptığı değerlendirme ve vardığı yargıdır. (Burada “kendine ait olan” ifadesi iki yönlüdür; hem hakkı hem de görevi tanımlamaktadır.)

Toplumu düzenleyen kurallardan ahlak, din ve hukuk kurallarının ortak yanları ve amaçları adaletin gerçekleştirilmesidir. Adalet ve hukuk arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Salt bir değer olarak adalet, aynı zamanda hukukun idealidir. Adaletle kaynaşmamış, adalete yönelmemiş kural, hukuk değil ancak bir zorlama aracı olabilir. Yasaların değerleri ve ömürleri içerdikleri adalet öğesi ile doğrudan orantılıdır. Toplumda güven ve huzurun sağlanması, bireylerin adaletin gerçekleşeceğine olan inancı ile olanaklıdır.

Adalet anlayışı da göreceli bir nitelik taşıyabilir. Birine adaletli görünen bir çözüm veya davranış diğerinde aynı etkiyi bırakmayabilir. Oysa adalet duygusu insanlıkla birlikte, kişilerde ve toplumda vardır ve değişmeyen bir duygu, bir düşüncedir. Dolayısı ile herkes aynı adalet anlayışını benimsemiş değildir; ancak herkes adalet duygusuna sahiptir, denilebilir.

“Adalet, kainatın ruhudur.” Ömer Hayyam

Adaletin görevi bir deniz feneri gibi hukuka ışık tutmaktır. Özellikle yasaların yapılmasında adaletin öneminin göz önünde tutulması ve kuralların buna uygun olarak saptanması gerekir. Çünkü hukukun özü ve son amacı adalettir. Hukuk’un görevi ise, adalete hizmet etmektir. Bu nokta yasaların uygulanmasında söz konusu olur. Yasaların kişilere göre değişmeksizin herkese eşit bir biçimde uygulanması durumunda adaletin gerçekleştiği söylenebilir.

En büyük dayanağı “eşitlik” ilkesi olan adaletin değişik türleri vardır:

a)Bunlardan biri olan “denkleştirici adalet” salt, aritmetik eşitliği belirtir. Herkesin yasa önünde eşit olması, bu tür bir adaletin somut örneği olarak gösterilebilir.

b)Eşit davranmanın ancak eşit durumda bulunanlar için bir anlam taşıyabileceği düşüncesinde kaynaklanan “paylaştırıcı adalet” ise, bireyin, değer, yetenek ve olanaklarına uyan orantılı bir eşitliği ön görür. Buna göre, herkese eşit davranılması, bazen amaçlarının tam tersine, adaletsizliğe yol açabilir. Örneğin, zenginler ile yoksullardan aynı tutarda vergi alındığında veya çok çalışanla az çalışana aynı ücret ödendiğinde adaletin gerçekleştiği söylenemeyecektir. Bu yüzden haklar ve görevler insanların kişisel durumları ile orantılı olmalıdır.

c)Adaletin bir başka türü de “sosyal adalet”tir. Bu tür adalet gereğince, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde toplumun ortak yararı gözetilir. Sosyal adalet gerçekleştirilirken bireylerin değer, yetenek ve olanaklarına bakılmaz; herkese toplumun bir üyesi olarak düşen hak ve görevlerin neler olduğu belirlenir. Sosyal adalet düşüncesi ile toplum yaşamında zayıfların korunması amaçlanmaktadır.

Barış içerisinde sevgi ile mutlu bir şekilde yaşayabileceğimiz bir toplum için; Efes’li Herakleitos’un sözü doğrultusunda hep beraber “Adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz.”

Nizamettin Biber

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.