SUYU BU KADAR KİM ISITIYOR?

O ünlü kurbağa öyküsünü bilirsiniz, kurbağayı kaynar suya atmaya kalktığınızda sıçrayıp kendisini dışarı atar ve böylece hayatını kurtarır. Ancak kurbağayı normal ısıda bir suya atıp suyu yavaş yavaş ısıtırsanız o da suya yavaş yavaş uyum sağladığı için kasları gevşermiş ve farkına bile varmadan haşlanarak ölürmüş.

SUYU BU KADAR KİM ISITIYOR?

Birçok şeyi bilmediğimiz gibi tarihimizi de bilmiyoruz. Kanuni’nin öz oğlunu öldürdüğünü 500 yıl sonra diziden öğrenen bir milletiz, Ülkede neler döndüğünü acaba kaç yüzyıl sonra öğreniriz? Tarih çok önemli çünkü tarihi bilmeden bugünü anlamlandırmamız olanaklı görünmüyor. Balık hafızalı olduğumuz gerçeği ve bellek zayıflığımız ortada. Belleğimizin zayıflaması için sosyal psikolojinin aracı olan medya son surat çalışıyor. Ülkemizde değil altmış yetmiş yıl öncesi, birkaç yıl, ay, gün öncesinde yaşananlar çabucak unutuluyor, olaylar sisler içinde kalıyor, kısa bir süre sonra kayboluyor. İletişim araçlarının toplumun önüne her gün yeni bir gündem koyması, insanların da sadece önüne konan gündem konuları ile yetinmesi yalnızca o günü yaşamasına neden olmaktadır.  Bu durum, Ülkemizde yakın tarihte yaşanan önemli ve kritik olayların,  tamamen unutarak göz ardı edilmesi ve yok sayılması sonucunu doğurmaktadır. Konu ile ilgili birkaç sözümü yazıya eklemek istiyorum; “Tarih, insanlık eyleminin belleğidir.”, “Tarih, öğrenmeye istekliler için nitelikli bir öğretmendir.”, “En iyi proaktif yöntem, tarih bilgisidir.”, “Tarih, toplumun hafızasıdır.”, “Tarih geleceği kurgulamaktır.”, “Tarih, zamanlar arasında olayları aktarma sanatıdır.”

Ard arda gelen yeni kuşaklar ise, bırakın M.Ö. döneme tekabül eden Türk tarihini ne Selçuklu ne Osmanlı ne de yakın Türkiye Cumhuriyet tarihinden bihaberler. Okuma ve araştırma özürlü, Stereotiplerle (kalıp yargı) donanmış, sürekli anakronizme (zamandışılık) düşen, boş böbürlenmeci, sloganist, kulaktan duyma, hap bilgilerle donanmışlar. Türkiye tarihini birkaç resmi rakam olarak algılayan genç kuşağa sahibiz. Ulusal önderlerine ve yaşanılanlara karşı duyarsız bir yapının varlığı, büyük zorluklarla, emperyalist egemen devlet ve güçlere kaşı verilen mücadelelerle kurulan bir ülke için olumsuz nüveler taşıyor. Çünkü tarihten yani geçmişten alınması gereken dersle alınmadığı için aynı hatalara tekrar tekrar düşülüyor.

Sadece gençleri eleştirmek suçlamak haksızlık olur çevremizde yaşadığımız hayatın içindeki insanları, toplumu topyekun gözlemlediğimizde yoğun yılgın panoramik bir atalet manzarası görünüyor. Toplum olarak çok hırpalandığımızı, çok yorulduğumuzu, üzgün olduğumuzu ve acılarımızı yaşayamadığımız düşünüyorum. Bu durum içimizi, canımızı daha da acıtıyor. Bireysel anlamda itiraf eder, özeleştiri yapmam gerekirse; yorgun ve yılgınlık limitinde hissediyorum kendimi. Ayrıca uyuşukluk ta var.

Sizde kendinizde bir uyuşukluk hissediyor musunuz? Ben kendimde tatlı bir uyuşukluk hissediyorum. Parmaklarımı bile oynatmakta zorlanıyorum.

Düşünüyorum da;

Sahi, suyu bu kadar kim ısıtıyor?

Nizamettin BİBER

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.