TOPLUMSAL YOZLAŞMA

Toplumda yaygınlaşan ve yozlaşmaya katkıda bulunan önemli nedenlerden birisi, çağdaş toplumu oluşturan hukuki yasal süreç ve kuralların ciddiye alınmayışıdır. Bunun arkasında ise iki tarihsel olgu yatar. İlki geçmişte ülke olarak sık sık karşılaştığımız askeri darbelerdir. Askeri darbeler, anayasa ve hukuka rağmen, ülkedeki siyasal, dini ve askeri güçlerin dış güçler eli ile işbirliği sonucu iktidarın zorla ele geçirilmesidir. Her darbe, bir anlamda siyasi ahlaksızlığın en somut biçimini oluşturur. Darbecilerin bol bol siyasal ahlak dersi vermeleri ise Friedrich Nietzsche’nin “Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o’dur.” Sözüne uygun olarak bu durumu kamufle etme çabasından başka bir şey değildir. Hukuk, yasa, siyasal süreçler ve kurumlar her darbeden sonra ağır yara alır yıkılır, tekrar onarılmaları ve yaşama geçmeleri uzun zamanı ve çabayı gerektirir.

Darbeden sonra en önemli İkinci yozlaşma nedeni ise, şiddetini gittikçe artıran bir “yeni liberalizm” eğilimidir. Oportünizm, pragmatizm tavan yapmış, liberalizm eğilimi, batıda kamu oranı %30-40 bandında iken ülkemizde “devleti küçültme” iddiası ile ortaya çıkmıştır. Fakat uygulamaları ile devleti tahrip etmeye dönüşmüştür. Hukuk, kural, düzen, bürokrasi… gibi kavramlar, bu anlayışın gözünde onların daha fazla kar etmesini engelleyen gereksiz şeylerdir. Liberalizmde hayatta tek ve en önemli şey, köşe dönmek zenginleşmek, bireysel varlığı artırmak olarak görülmektedir. Toplumsal sorumluluklar, özgecilik (başkalarının iyiliğine çalışmayı yaşam ve ahlak ilkesi yapan görüş), estetik değerler, felsefi amaçlar, bu yeni anlayışta, yersiz, gereksiz yerde ve çocukça anlamsız hedefler olarak değerlendirilir. Yeni liberalizmin bu anlayışı, toplumumuza ve toplumlara derin, ağır darbeler vurmuştur. Bu sistemin varlığında yolsuzluk başarı, dürüstlük ise aptallık olarak algılanır olmuştur.

Yeni liberalizmin toplumda bu kadar etkili oluşunun gerisinde ise, kapitalizmin gelişmesindeki dengesizlik yatmaktadır. Özelde özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, ülkemizde hemen her alanda etkinliğini artıran kapitalist sınıf karşısında denge sağlayacak hiçbir güç kalmamıştır. Devletin yönetim kademeleri kapitalist sınıfın yanında yer aldığı gibi, aydınların, özellikle ülkemizde sürüsüne bereket ahlaki zafiyet içerisindeki liberal aydınların büyük bir kısmı kapitalist sınıfın yanında yer almıştır. Toplumun en önemli dinamikleri sayılan, İşçiler ve sendikalar susturulmuştur. Siyasal partiler ve basın, kapitalist sınıfın doğrudan kullandığı aracılar haline getirilmiştir. Sosyolojik olarak büyük bir güç yoğunlaşmasının yozlaşmaya yol açmaması olası değildir. Lord Acton’un “Güç yozlaştırır, mutlak güç ise mutlak olarak yozlaştırır.” sözünün doğruluğu adeta kanıtlanır olmuştur.

Bu olgularla çakışan hızlı ekonomik değişim, kentleşme, değer yargılarının erozyonu, artan bireyselleşmenin “sorumlu yurttaşlık” olarak değil, kaba bencillik olarak ortaya çıkması… sonucunda, siyasal yozlaşmanın ve yolsuzlukların gündelik olaylara dönüşmesine neden olmuştur.

Sivil toplumun örgütlenmesi, meslek örgütlerinin, sendikaların ve kooperatiflerin aktif birer toplumsal unsur olarak yaşama girmesi, dünyadaki tüm ülkelerde siyasal yozlaşmaya karşı alınacak en sağlam önlemler olarak görünmektedir.

Bu konularda iyileştirme yapılmadan siyasal ahlakta düzelme beklemek, ham bir hayaldir. Unutmamalıdır ki siyaset, toplumdaki çeşitli çıkarların, görüş ve eğilimlerin kesiştiği noktada alınan kararlardan ve yapılan uygulamalardan oluşur. Bu kesişme noktasında etkili olan güçler ne kadar yaygınlaşırsa, katılım ve denetim o kadar artacak, “mutlak gücün” yozlaştırma olasılığı da azalacaktır. Ayrıca, sosyal adaletin tesisi de toplumun yozlaşmasının önüne kurulmuş önemli bir settir.

Tüketim toplumunun ahlaki anlamda yozlaşmaması için dini değerlerin ön plana çıkarılması ise hem kolaycılık hem de komik bir tutumdur. Yozlaşmanın arka planında yatan etkenler, inanç, dini değerler değil, toplumsal sahada değişen maddi değerler bütünü ve aklın ön plana çıkarılmadığı eğitim şeklidir.

Toplumsal yozlaşma, siyasilerin, bürokratların, çıkar gruplarının, seçmenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde açığa çıkan bir sonuç.  Yozlaşmanın bir aşama sonrası ise çürümedir. Kuşkusuz yozlaşmayla mücadelede “halk desteği” son derece önemlidir. Her daim ezilen, yok sayılan, önemsenmeyen, iktidar ve muhalefet tarafından seçim zamanı hatırlanan insan topluluğu olan  “halk”ın tutumu yozlaşmanın hem ilacı ve zehiri durumundadır.

Bu koşullarda ise birbirimizin söylediklerine, yazdıklarına katılmasak bile bunları yazma, söyleme hakkını, özgürlüğünü sonuna kadar savunuyor olmamız, çok önemlidir.

Nizamettin Biber

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.